Aslında dikkatimi çeken başka bir konuyu ele almaya başlamıştım: Amerika ile İran arasındaki Cenevre müzakerelerini. Bu arada, Trump'ın ısrarla talep ettiği "koşulsuz teslimiyet" meselesinde sonunda ne oldu dersiniz? İşte tam o an bir ambulansın siren sesi yükseldi.
Yazıya dalmışken sirenleri ilk duyduğumda, bir an için New York'ta olduğumu sandım — ses birebir aynı.
Ancak Atina'da olduğumu anlamam uzun sürmedi. Üstelik burada ambulans sirenlerini oldukça sık duyduğumu da fark ettim — gerçekten çok sık.
Bir de şunu belirteyim: Sirenlerin sesi son derece yüksek. Gerçekten bu kadar yüksek olmak zorunda mı? New York'ta bunu anlayabiliyorum — ne var ki orada bile fazla kaçıyor insan kulağına.
Yoğun trafik, dev kamyonlar ve benzeri etkenler göz önünde bulundurulduğunda, belki de bu ses yüksekliği şarttır; yoksa ambulans duyulmaz, kimse yol vermez.
Atina'da da trafik var elbette, ama New York trafiğiyle kıyaslanacak gibi değil.
Ambulans sirenlerinden söz açmışken başka bir şeye dikkat çekmek istiyorum: Atina'da polis araçlarının sirenini neredeyse hiç duymadığınızı fark ettiniz mi?
Ne oluyor peki? Polisin, sirenleri açarak hızla olay yerine yetişmesi gereken acil durumları olmuyor mu? Elbette oluyor.
O zaman neden?
Her neyse, bugün Atina'da sıcaklık 87 derece; bazı Avrupa şehirlerinde ise daha da yüksek.
O halde ne bekliyorsunuz? Homeros'un deyimiyle "şarap rengi deniz" Ege sizi bekliyor.