Roderick Beaton, "Europe: a New History" adlı kitabında, "Tarihi incelemek, tarihteki kalıpları aramak demektir" diyor.
Neden Avrupa'nın "yeni" bir tarihine ihtiyacımız var? Çünkü Beaton'un vurguladığı gibi bu kalıplar sürekli değişiyor. Nitekim "yeni" bir tarih anlayışı olmadan, modern Yunanistan'ı ve komşularıyla olan ilişkilerini anlamak oldukça zor.
Odak noktası Yunanistan olan Balkanlar, Avrupa'nın geçmişini ve günümüzünü anlamak için merkezi bir öneme sahip. Kalıpların sürekli değişmesi, jeopolitiğin ne kadar akışkan olduğunu gözler önüne seriyor: Tutumlar değişiyor, siyaset değişiyor, haritalar değişiyor, tarih değişiyor.
Beaton, Yunanistan'ın Avrupa'nın ilk "ulusal" devleti olarak kurulmasının bir tesadüf eseri olduğuna dikkat çekiyor. Bu aynı zamanda tarihsel bir tesadüftü ve Yunanistan'ı, o dönemde inanılmaz bir şekilde Birinci Dünya Savaşı'na dönüşen 1912-1913 Balkan Savaşları'nın merkezine yerleştirdi. Beaton, "Tüm çatışma otuz bir yıl sürecek" diye vurguluyor ve ekliyor: "Ve Avrupa, bundan sonra dünyadaki eski yerini asla tekrar kazanamayacaktı."
1943'te bile bir Yunan politikacı, Atina'yı birleşik bir Balkanlar'ın ekonomik merkezi olarak hayal edebiliyordu. Ancak ertesi yıl Yunanistan, Josef Stalin'in nüfuz alanından ayrıldı ve bu durum Avrupa'yı doğu ve batı olarak ikiye böldü. Winston Churchill, Yunanistan'ı "batı" Avrupa'sında tutabilmek için Stalin'in Romanya, Bulgaristan, Macaristan ve Yugoslavya'yı ele geçirmesine göz yumdu.
İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Soğuk Savaş, Sovyetler Birliği'nin sonu, Yugoslavya Federasyonu'nun altı (muhtemelen yedi) kurucu devlete bölünmesi ve bugün Ukrayna'da devam eden savaş yaşandı. Dolayısıyla harita, sadece kağıt üzerinde değil, insanların zihninde de yeniden şekillenmeye devam ediyor.
1944'te iki güç sahibinin Avrupa'yı bölüşmesi, 2026 yılında Donald Trump, Recep Tayyip Erdoğan, Binyamin Netanyahu ve Vladimir Putin gibi isimlerin Avrupa ve Orta Doğu'nun gündemini domine edebildiği bir dönemde bizi şaşırtmamalı. Bu durum, 1805'te Austerlitz Muharebesi'nden sonra İngiliz başbakanı William Pitt'in kibir ve öngörüsünü akıllara getiriyor: "Avrupa haritasını dürün; bundan sonra 10 yıl boyunca ihtiyaç duyulmayacak."
Yunanistan'ın, tarihsel nedenlerle ve uluslararası baskı altında, Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti'ni 2018 yılında Kuzey Makedonya Cumhuriyeti olarak tanıması bu kadar uzun sürdü. Bu durum, tarih ve duyguların günümüz düşüncesine nasıl nüfuz edebildiğinin bir göstergesi. Yunanistan'ın da 1913'te ilhak ettiği ve Prespa göllerine sınır olan kendi kuzey eyaleti Makedonya var. Prespa, Yunanistan'ın nihayet Kuzey Makedonya ismini kabul ettiği yer olarak uluslararası dikkatin odak noktası haline geldi.
Julian Hoffman'ın ödüllü "Lifelines: Searching for Home in the Mountains of Greece" kitabında açıkladığı gibi, büyük Prespa Gölü üç devletin, yani Arnavutluk, Yunanistan ve Kuzey Makedonya'nın buluşma noktası. Bu göl ve daha küçük olan göl kuruyor. Bu durum sadece balıkçıların geçimini etkilemekle kalmıyor, aynı zamanda üç ülkenin sınırlarının fiilen değiştiği anlamına geliyor.
Hoffman'ın bana anlattığına göre, Yunanistan'daki köyünden Kuzey Makedonya'daki komşu köye yürümek sadece 20 dakika sürüyor; ancak resmi yollardan, kontrol noktalarından geçerek arabayla gitmek iki buçuk saat alıyor. Sınırların ne kadar değişken olduğuna diyecek söz yok.
Beaton'ın bize anlattığına göre, Yunanistan'ın 2012'de Euro Bölgesi'nden ayrılmaya (Grexit) mümkün olduğunca yaklaşması da yaşanması beklenen bir başka kazaydı. Bunun yerine Brexit yaşandı (bu da neredeyse bir tesadüftü) ve Beaton'un gözlemlediği üzere, "şimdiye kadar başka hiçbir ülke aynı yolu seçmedi". "Şimdiye kadar" ifadesi, Beaton'ın haritanın tekrar değişebileceğine dair ince bir göndermesi.
Beaton'ın kitabı, Yunanistan ile ilgili iki şehirle başlıyor ve bitiyor: Atina (ve Atina'nın MÖ 490'da Pers İmparatorluğu'nun devasa ordusunu yendiği Marathon Muharebesi) ve günümüzde Ukrayna'nın önemli bir etnik Yunan nüfusuna sahip olan, Rusya'nın işgaliyle diğer Ukrayna şehirleri gibi harap olan Mariupol şehri. Her iki olay da sınırlar ve dolayısıyla haritalar gibi kavramların ne kadar değişken olduğunu gösteriyor.