"Bak Hara, tam 50 yıldır bu merkezin giriş kapısının anahtarını ben taşıdım; abartmıyorum, 50 yıl. Bu merkezde hiç huzur olmadı. Sürekli bir şey vardı. Yaptığım işin yasa dışı olduğunu, hem de öyle yasa dışı ki ilk günden beni hapse atabilecek nitelikte olduğunu düşünürsen hiç huzur bulamadığımı anlayabilirsin. Bunu şimdi anlayabiliyor musun bilmiyorum. Yani yaptığım bağış ve taşıyıcı annelik işleri, şu iki şey, yasallaşana kadar insan kaçakçılığından yargılanabilirdim. Hapse girebilirdim. İnsans kaçakçılığının ne olduğunu biliyor musun?"
Bu sözler, Girit'in Hanya kentindeki özel bir tüp bebek kliniğini yöneten kadın doğum uzmanına ait. Konuşma, 1 Haziran 2023'te saat 21.17'de doktorun tanıdığı biriyle yaptığı görüşme sırasında kaydedildi. Bu tarih, polisin olağanüstü bir vakayı ortaya çıkaran operasyonundan yaklaşık iki ay öncesine denk geliyor.
Konuşmanın dökümü, dinlenen görüşmelerin değerlendirildiği bir raporda yer alıyor ve dosyaya delil olarak girdi. Bu ifadeler özellikle önemli, çünkü doktorun kendi ağzından "bağış", "taşıyıcı annelik" ve "insan kaçakçılığı" kavramlarını kullandığı, kendi deyişiyle "yasa dışı, hem de öyle yasa dışı ki ilk günden beni hapse atabilecek nitelikte" işler anlattığı duyuluyor.
Kayda geçen bu itiraf, 14 Ekim'de en kritik aşamasına girecek davanın çıkış noktasını oluşturuyor.
14 Ekim'de başlayacak yargılamada 33 sanık Girit Üç Üyeli Ceza Mahkemesi'nde hakim karşısına çıkacak. Sanıkların üzerilerine atılı suçlar, iddia edilen rollerine göre değişiyor. Bunlar arasında suç örgütü kurmak, yönetmek ve üye olmak, insan kaçakçılığı, nitelikli dolandırıcılık, küçük çocukların evlat edinilmesine yasa dışı şekilde aracılık etmek, genetik materyalin yasa dışı alım satımı, evrakta sahtecilik ve kara para aklama bulunuyor.
Hukuki süreç başlatan 33 çiftin avukatı Liana Togantzi, Proto Thema'ya yaptığı açıklamada, "Yargılamanın başlaması, büyük acılar yaşayan ve hayatları altüst olan çiftler için kritik bir an. Hayatları mahvolmuş insanlardan ve duyulmayı, gerçeği öğrenmeyi bekleyen kişilerden bahsediyoruz" dedi.
İddia: Uygulamalar hiç yapılmadı
İddianamenin merkezinde, kısırlık tedavisi için kliniğe başvuran kişilerin dolandırılması yer alıyor. Yargı belgesine göre hastalara, aslında hiç yapılmamış tıbbi işlemlerin yapılmış gibi gösterildiği öne sürülüyor. Bazı vakalarda kadınlara embriyo transferi yapıldığı söylendiği, üstelik gereksiz ilaçlar verildiği bildiriliyor.
İddianamede, planlanmış yumurta toplama randevuları da anlatılıyor: Kadınların, anlaşmanın gerçekten uygulanıp uygulanmayacağına bakılmaksızın anestezi altına alındığı iddia ediliyor.
Hiç yumurta toplanmamış, yumurtalar döllenmeye uygun olmamış ya da embriyo gelişmemiş olsa bile çiftlere tedavinin normal ilerlediğinin söylendiği ileri sürülüyor. Benzer iddialar saklama (kriyoprezervasyon) konusunda da geçiyor. Hastalar embriyolarını saklatmak istediğinde, embriyoların oluşturulduğu ve merkezin saklama bankasında tutulduğu söyleniyordu; oysa iddianameye göre bu embriyolar bazı durumlarda hiç var olmamıştı.
Yumurta ve sperm için de benzer iddialar yer alıyor. Hastalar, dondurulduğuna inandıkları genetik materyali saklamak için ödeme yaptı; ancak yargı makamlarına göre bu materyal hiç var olmamış olabilir.
Buna göre iddia edilen mağdurlar, yalnızca tedavilerinin başarısız olma ihtimaliyle yüzleşmedi. Ödeme yaptıkları işlemlerin gerçekten yapılıp yapılmadığını ve güvende olduğuna inandıkları materyalin var olup olmadığını da sorgulamak zorunda kaldılar. Daha da ağır iddialar ise rıza dışında genetik materyalin alınması ve dağıtılmasına ilişkin.
İddianameye göre sanıkların, 2011 ile 2023 yılları arasında kendi kısırlık tedavileri kapsamında yumurta toplanan kadınlardan yumurtaları alıp, bunları bağış gibi göstererek diğer hastaların tüp bebek tedavilerinde kullandıkları ileri sürülüyor.
Benzer bir uygulamanın, çocuk sahibi olmak amacıyla sperm veren erkekler için de yapıldığı iddia ediliyor.
İddianamede atıf yapılan 5 Haziran 2024 tarihli ön soruşturma raporunda, tespit edilen mağdurların hiçbirisinin genetik materyalinin bağışlanmasına ya da başkalarına dağıtılmasına onay vermediği, bu amaçla materyali vermediği belirtiliyor. Hiçbiri tazminat almamış ve hiçbiri başka bir klinikte bağışçı olarak kaydedilmemiş.
Mağdullar, kendi tedavileri için genetik materyallerini Hanya kliniğine teslim eden ve artan üreme materyaline ilişkin formu dolduran hastalardı. İddianame bu uygulamaları, özellikle büyük tutarlarda ya da suç oluşturan nitelikte dolandırıcılıkla ilişkilendiriyor.
Mali kayıpların hesaplandığı dolandırıcılık vakalarında iddia edilen mağdurların hekimlere ve kliniğe en az 926 bin 753 euro ödediği belirtiliyor.
Bazı vakalarda mali kaybın tam miktarı bilinmiyor. Gereksiz yere uygulandığı ileri sürülen tedavi ve ilaçlara da ayrıca 254 bin 801 euro harcandığı bildiriliyor.
Bu tutarlar birlikte düşünüldüğünde bugüne kadar tespit edilen mali yük en az 1 milyon 181 bin 554 euroya ulaşıyor. Paranın hareketi de soruşturmanın kritik bir bölümünü oluşturuyor. Yargı belgesine göre tanıkların neredeyse tamamı, daha düşük fiyat sağlamak için ödeme alan kişilerden fiş ya da makbuz almadıklarını anlattı.
Gerekli vergi belgelerinin düzenlendiği durumlarda ise kaydedilen tutarların hayali olduğu ve aslında ödenen parayı yansıtmadığı ileri sürülüyor. Eksiksiz bir belge kaydının bulunmaması, mali kayıpların tam boyutunu belirlemeyi güçleştiriyor; bu nedenle iddianamede yer alan tutarlar alt sınır olarak sunuluyor.
Kliniğin "Klinik Hizmetleri Analizi – Fiyat Listesi" başlıklı belgesi, karşılaştırma için yararlı bir kaynak oluşturuyor. Listede doğal döngüyle tüp bebek tedavisi, yumurta toplama aşamasına kadar 800 euro olarak fiyatlanmış; embriyo transferi için ayrıca 300 euro alınarak işlemin toplam bedeli 1.100 euroya çıkarılmış.
Bu fiyat listesini, tanıkların ödediklerini söyledikleri tutarlarla, kesilen ya da kesilmeyen fişlerle ve iddiaya göre hiç yapılmamış tıbbi işlemlerle karşılaştırmak, yargılamanın merkezindeki konulardan biri olacak.
Sanık, avukat, tanık ve iddia edilen mağdur sayısının çokluğu nedeniyle duruşmaların Hanya Akdeniz Tarım Enstitüsü'nde, sıkı güvenlik önlemleri altında yapılması planlanıyor.
Avustralya'dan gelen çiftler
Hanya kliniği uluslararası bir müşteri kitlesi de oluşturmuştu. Suçlamalara göre söz konusu ağ, işleyişini farklı müşteri gruplarına göre düzenliyordu; kısırlık yaşayan heteroseksüel çiftlerden, yaşadıkları ülkelerde taşıyıcı anneliğe yasal erişimi olmayan bekar erkeklere ve erkek eşcinsel çiftlere kadar geniş bir yelpazeye hitap ediyor.
Davanın uluslararası boyutu, ağustos 2023'teki gözaltıların hemen ardından dramatik biçimde ortaya çıktı. O dönemde yaklaşık 150 Avustralyalı çiftin tedavi gördüğü ya da çocuk sahibi olmak için klinikle anlaşmalarını tamamlamak üzere olduğu bildirildi.
Kliniğin kapanmasından etkilenen aile sayısının 100'ün üzerinde olduğu tahmin ediliyordu. Kimi aileler ciddi tutarlar ödemişti, kimilerinin embriyoları ya da genetik materyali kliniğin saklama bankasında bulunuyordu, kimileri ise taşıyıcı annelerin taşıdığı çocukların doğumunu bekliyordu.
Skandalın ilk günlerinde yeni doğan bebekler, kontroller tamamlanana kadar Hanya Hastanesi'nde tutuldu. Kimi anne babaların bebeklerini eve götürebilmesi için Yunan savcılar, Avustralya büyükelçiliği ve sağlık makamları arasındaki iş birliğinin yanı sıra DNA testleri gerekti.
Dünyanın öbür ucundan gelip, kendi çocukları olduğuna inandıkları yeni doğanı görmek için savcı izni bekleyen çiftlerin görüntüsü, skandalın insan bedeline mal olan boyutunu gözler önüne serdi. Suçlamalara göre yine de yasal engellerin aşılması gerektiğini bilen anne baba adaylarının bulunduğu vakalar da vardı.
Burada devreye, iddiaya göre paralel bir işleyiş giriyordu: Sahte birliktelik sözleşmeleri, göstermelik evlilikler, sahte ya da gerçeğe uymayan belgeler ve sürece yasallık görüntüsü kazandırmak için hazırlanan mahkeme başvuruları.
Sahte birliktelik sözleşmeleri
Soruşturmada anlatılan en aydınlatıcı vakalardan biri, İtalya'dan bir eşcinsel çiftle ilgili. Yeminli ifadesinde bir kadın çalışan, söz konusu işleyişte yer aldığı ileri sürülen başka bir kadının 2023 ilkbaharında kendisine yaklaştığını söyledi.
Bu kişi çalışana, İtalya'dan bir erkeğin taşıyıcı anne aradığını, ancak İtalyan yasaları gereği bu sürecin dışında bırakıldığını anlattı. Çalışana, adamla sahte bir birliktelik sözleşmesi yapması karşılığında 8.000 euro teklif edildi. Maddi sıkıntılar içinde olan çalışan kabul etti ve ifadesine göre kendisine gösterilen noterlik ofisine gitti. Orada, sözde gelecekteki eşini ilk kez gördü; adamın gerçek partneri de oradaydı. Tek başına yaşayan bir Norveçli erkekle yapılan sahte birliktelik sözleşmesi için de benzer bir düzenlemeye yer veriliyor.
İşleyişin temel yöntemi basitti: Bir kadın, erkeğin eşi ya da partneri olarak sunuluyor ve taşıyıcı annelik anlaşmasına izin veren mahkeme kararını almak için gerekli koşullar oluşturuluyordu. Süreç tamamlandığında birliktelik sözleşmesi sona erdiriliyor, çocuğun velayeti tarafların anlaşmasıyla adama ya da gerçek niyeti taşıyan anne babalara devrediliyordu.
Suçlamalara göre, sahte eş ya da partner rolünü üstlenen kadın bulma ödemeleri 8.000 ile 20.000 euro arasında değişiyordu.
İlaçlar, tıbbi muayeneler, embriyo toplama ve embriyo transferi dahil hamilelik hazırlıklarına, gerekli mahkeme izni henüz verilmeden başlandığı ileri sürülüyor.
Dosyalarda ayrıca, belirli mahkemelerin yetki alanını oluşturmak amacıyla Yunanistan'ın farklı bölgelerindeki mülkler için düzenlenmiş hayali kira sözleşmelerinin ve gerçeğe uymayan sağlık raporlarının bulunduğu bildiriliyor. Aynı sistemin, taşıyıcı anneliğin yasak olduğu ülkelerde yaşayan kişilerin çocuk sahibi olmasına yardım etmek için de kullanıldığı iddia ediliyor.
Doğumun ardından bebekler, anne babaların daimi ikamet ülkelerinde evlat edinilmiş olarak gösterilebiliyor; böylece yasal kısıtlamalar aşılıyordu. Bu yolla Hanya'da yapılan tıbbi işlemin, birden fazla ülkedeki noter belgeleri, mahkeme kararları ve nüfus kayıtlarıyla ilişkilendirildiği ileri sürülüyor.
Çocuk sahibi olmanın bedeli
Dosya, ayrıntılı bir mali işleyişi ortaya koyuyor.
Taşıyıcı annelik programının çoğu vakada aylık ödemeler hariç 70 bin ile 100 bin euro arasında mal olduğu bildiriliyor. Bazı istisnai vakalarda fiyatın 120 bin euroya çıktığı ileri sürülüyor.
Dosyaya göre bu tutarın yaklaşık yüzde 70'i, klinik ve söz konusu suç örgütü üyeleri için net yasa dışı mali kazanç oluşturabiliyordu.
Anlaşılan ücret genellikle üç büyük taksite bölünüyordu: program başında yaklaşık 30 bin euro, embriyonun kalp atışlarının duyulduğu ilk ultrasonda 30 bin euro ve doğumda 30 bin euro civarında bir ödeme daha.
Doğuma kadar olan masraflar, ilaçlar hariç 29 bin ile 30 bin euro arasında tahmin ediliyordu. Buna 1.000 ile 5.000 euro arasındaki avukatlık ücretleri ve kadınları bulup programa kazandıran kişilere yapılan ödemeler de ekleniyordu.
Niyetli anne babaların ödediği tutarla, bebeklerini taşıyan kadınlara ayrılan para arasındaki fark dikkat çekici düzeyde.
Belgelerde, bazı taşıyıcı annelere ayda 583 ile 750 euro, kimilerine ise programa onları kazandıran kişiye göre 1.000 euro ödendiği yer alıyor.
Doğumun ardından tekil hamilelik için 10 bin euro, çoğul hamilelik için 18 bin euro toplu ödeme yapılıyordu.
Soruşturmada, kadınların zor durumundan yararlanarak önce 10 bin euroluk anlaşma yapmaya çalışan, sonuç alamazsa 15 bin euro teklif eden bir kişinin de yer aldığı ileri sürülüyor.
Aracılara ayrıca ödeme yapılıyordu.
Taşıyıcı anne bulmaları karşılığında 3.000 ile 4.000 euro alıyorlardı; diğer tek seferlik ödemeler 5.000 euroya kadar çıkıyordu.
Ayrıca, mahkeme başvurusundan doğuma kadar her taşıyıcı annenin gözetimini üstlenmeleri karşılığında aylık ödeme alıyorlardı.
Savcılara göre çocuk sahibi olma isteği bir fiyat listesine dönüştürülmüştü.
Payın bir bölümü kliniğe, bir bölümü aracılara, bir bölümü avukatlara ve belge işlemlerine gidiyor; hamileliği taşıyan kadına ise belirgin ölçüde daha küçük bir tutar kalıyordu.
Soruşturma hakkında edinilen bilgilere göre, tüm işleyişten elde edilen yasa dışı kârın 42 milyon euroya ulaşmış olabileceği değerlendiriliyor.
Kontrol altında tutulan kadınlar
Bu işleyişi sürdürmek için yumurta bağışçıları ve taşıyıcı annelerin sürekli temini gerekiyordu.
İddianameye göre örgüt üyeleri, 2018 ile 2023 yılları arasında kadınları işe alıp Yunanistan'a getirdi, kontrol altında tutulan konaklama yerlerinde barındırdı ve ekonomik, sosyal açıdan zor durumlarını istismar etti.
Kadın işe alım aracılığı yapan ağ, Girit ve Selanik'ten Balkan ve Doğu Avrupa ülkelerine kadar uzanıyordu.
Kadınlara ilaç verildi ve genetik materyal stoğu oluşturmak için yumurta toplama işlemleri uygulandı; ya da embriyo transfer edilerek klinik müşterileri adına hamilelik taşıdılar.