Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılma hedefi, birçok konudaki anlaşmazlıklar nedeniyle sık sık sekteye uğruyor ve bloktaki büyük güçler genellikle bu sorunları görmezden gelmeye çalışıyor. Ancak Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Ankara'nın AB ile yakınlaşmasının önünde sürekli bir engel olmaya devam ediyor. Bu durum, Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye'nin 1974'teki Barış Harekatı sırasında işlendiğini iddia ettiği suçları hedef alan bir kararı kabul etmesiyle bir kez daha ortaya çıktı.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, bu ayın başında AB Konseyi dönem başkanlığını tamamladı. Ancak başkanlığın yansımaları, bu hafta Yunanistan'ın iktidar partisinden bir Avrupa Parlamentosu üyesi tarafından hazırlanan bir raporun AB organı tarafından ezici çoğunlukla kabul edilmesiyle yeniden hissedildi. Rapor, 1974 Türk harekatı sırasında Kıbrıslı Rum kadınlara yönelik cinsel şiddet olarak adlandırdığı konuya odaklanıyor. Bu suçların tanınmasını talep ediyor, ancak daha da önemlisi, Türk askerlerinin adadan çekilmesini istiyor ve bunun adanın 'yeniden birleşmesinin' önünde bir engel olduğunu ima ediyor.
30 Haziran 2026'da sona eren altı aylık dönem, yoğun diplomatik atışmalar, bölgesel enerji manevraları ve üst düzey siyasi entegrasyonda tam bir dondurma ile geçti. Dönem başkanlığı şimdi İrlanda'ya geçmiş olsa da, bu gelişmeler bölünmüş adanın potansiyel herhangi bir AB-Türkiye stratejik yeniden başlangıcında ne kadar merkezi bir rol oynadığını gösteriyor.
Türkiye kararı hızla kınadı ve 'hükümsüz ve geçersiz' olarak nitelendirdi. Türk Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, kararın Türk ordusuna karşı 'asılsız ve saçma iddialar' içerdiğini belirtti. Bakanlık ayrıca AB'nin Kıbrıs konusunda 'tarihsel gerçeklerden ve tarafsızlıktan uzaklaşarak tek taraflı bir tutum benimsediğini' vurguladı.
Ankara sık sık AB'nin Kıbrıslı Rumların ve Yunanistan'ın anlatısının rehinesi olduğundan yakınıyor. Kıbrıs'ın garantör devletlerinden biri olan Yunanistan ve Kıbrıslı Rumların Türkiye'nin AB ile bütünleşme çabalarına karşı çıkması, çoğu zaman Türkiye'nin jeopolitik çıkarlarına zarar verme hedefleriyle örtüşüyor. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, dönem başkanlığını devralmadan önce ve sonra, Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin haklarına karşı mücadeleci olacağını duyurmuştu. Örneğin, Ankara'nın deniz yetki alanları ve ulusal güvenliğinin riske atıldığı endişelerine rağmen bölgesel enerji ve savunma projelerini destekledi.
Bu adımlardan biri, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Mısır arasında bu yılın başlarında açık deniz sahalarından doğal gazın Mısır'a taşınması için imzalanan bir çerçeve anlaşmasıydı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve Türkiye, bunu sahaların bulunduğu bölgede Kıbrıslı Türklerin eşit haklarının ihlali olarak görüyor.
Güvenlik cephesinde ise Kıbrıslı Rumlar ve Yunanistan, Türkiye'nin ezeli rakibi İsrail ile ortaklıklarını güçlendirirken, Fransa ile gelecekte adaya Fransız askeri konuşlandırılması olasılığı için bir Kuvvetler Statüsü Anlaşması imzaladı.
Kıbrıslı Rumların dönem başkanlığı sırasında Türkiye-AB ilişkileri en iyi ihtimalle ılımlı olsa da diplomasi çalışmaya devam etti. Ankara'da düzenlenen son NATO Zirvesi, Ankara'nın AB ile ilişkilerini gözden geçirmesi için bir fırsat oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirve marjında Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile bir araya geldi. Erdoğan'ın toplantı sonrası blokla işbirliğini vurgulayan açıklamaları, Türkiye'nin hâlâ AB'ye uyum konusunda kararlı olduğunu gösteriyor. Ancak aynı toplantıda Kıbrıs konusu da öne çıktı; Costa, Türkiye'yi bölünmüş ada hakkındaki görüşmelerde 'yenilenmiş bir ivmeyi' yakalamaya çağırdı.