Atina'daki Finlandiya Enstitüsü'nün bahçesinde sanatçı Jenny Marketou, Tesalya'nın yara almış toprağından canlı bir yaşam alanı oluşturdu. Yeni eseri “Toprağa Gömülü Öykülerin Panayırı”, yağmur ve mikroorganizmaların etkisiyle yavaş yavaş aşınacak şekilde bırakılıyor. Ortaya çıkan yapı, insanlığın doğayla bağının gelecekte bir arkeolojik iz olarak kalmasını amaçlayan bir heykel niteliği taşıyor.
Bellek Taşıyan Toprak
Yerleşim; kil, toprak, nehir kumu ve geleneksel bir toprak, saman ve su karışımı olan cob'dan oluşuyor. Bu malzemeler, 2023'teki Daniel Fırtınası sellerinin yıkıma uğrattığı Yunanistan'ın merkezindeki Tesalya bölgesinin ekolojik ve kültürel tarihini taşıyor. Malzemeler sel bölgelerinden, Pineios Nehri'nden, Karla Gölü'nden ve arkeolojik alanlardan geliyor.
Marketou, bu malzemeleri insan etkinliğinin ve belleğin canlı arşivleri olarak görüyor. Bu düşünce, siyaset teorisyeni Jane Bennett'in “canlı madde” (vibrant matter) kavramını anımsatıyor. Atina'nın kalbinde bir kentsel bahçeye yerleştirilen eser; aynı anda canlı bir sanat eseri, bir barınak ve bir altyapı parçası olarak işliyor.
Yaratıcıdan Ev Sahibine
Marketou, eseri hayali bir yaşam alanı olarak tasarladığını söyledi. Bu alan kuşlar, böcekler ve bahçedeki bitkiler için bir oyun alanı, aynı zamanda gelecekteki arkeolojinin bir parçası. Yüzeylerindeki doku ve oyuklar, farklı yaşam biçimlerini içeri davet etmek için tasarlanmış.
Böcekler, kökler ve mikroorganizmalar eserin ortak yaratıcıları olurken kendi rolünün yaratıcıdan ev sahibine dönüştüğünü kaydetti. Marketou'ya göre görevi, kontrol edemeyeceği ve etmek de istemediği ortak bir varoluş için koşulları hazırlamak. Eseri doğaya ve insan dışı yaşama bırakarak insanı resmin merkezinden çıkarmayı hedefliyor.
Yaşam Biçimi Olarak Aşınma
Marketou'ya göre aşınma mutlaka yıkım anlamına gelmiyor. Onun gözünde aşınma, malzemenin doğal yaşam sürecinin ve atmosfer ile diğer canlılarla kurduğu iş birliğinin bir parçası. Su, rüzgâr, kökler ve mikroorganizmalar toprağı sürekli yeniden şekillendiriyor. Heykelin üst üste gelen katmanları ise zamanın farklı anlarını görünür izlerle kaydediyor. Marketou, eserin yaşamının bu etkileşimde, çürüme ve sürekli yenilenmede yattığını; daha geniş bir karşılıklı bağımlılık ve özen anlayışına dayandığını belirtti.
Anıtın Ötesinde
Heykelin bir felaket anıtı mı yoksa yenilenmeye geçiş mi olduğu sorulduğunda Marketou, eserin bilinçli olarak modernist ve endüstriyel sanatın anıtsal, kaynak tüketen pratiklerinden uzaklaştığını söyledi. Bunun yerine maddeyi canlı, dinamik ve geçici kabul eden ekolojik duyarlılıkla yaklaşıyor.
Marketou, yalnızca ekolojiden bahseden sanat yapmakla ilgilenmediğini vurguladı. Asıl isteği, ekolojik ilişkileri aktif biçimde kurmaya yardımcı olan heykelsi bir ortam yaratmak. Bu yolla eser, dünyaya dair insan merkezli bakışa meydan okuyor ve ziyaretçileri doğayı farklı biçimde deneyimlemeye davet ediyor. Heykel zamanla kendi küçük ekosistemine dönüşüyor.
Gelecekteki Arkeologlara Bir Mesaj
Marketou, gelecekteki bir arkeoloğun eseri keşfetmesi hâlinde ilk olarak bu tuhaf nesnenin nereden geldiğini, kim tarafından ve nasıl yapıldığını merak etmesini istediğini söyledi. Katmanları ve organik dokusu, eserine her döneme ait gibi görünen zamansız bir nitelik kazandırıyor.
Marketou'nun umduğu temel soru ise şu: Geride bıraktığımız nesneler insan uygarlığının anıtları değil de diğer türlerle birlikte yaşamayı öğrenme çabamızın izleri olsaydı ne anlama gelirdi?
“Toprağa Gömülü Öykülerin Panayırı”, salı günü Atina'daki Finlandiya Enstitüsü'nde, Zitrou Caddesi 16 adresinde açılıyor.