Yunanistan'da yargı çevrelerinde ciddi bir kurumsal kriz yaşanıyor. Yargıtay başsavcı yardımcısı Vasilis Floridis, kendisinin yürüttüğü bekleyen bir ceza davasıyla ilgili kamuoyu önündeki açıklamasında, en üst yargı kademesinde yolsuzluk olgularının bulunduğuna dair açık ima yaptı.
Sabah erken saatlerden itibaren yapılan açıklamalarla Yargı Mensupları ve Savcılar Birliği, Yunanistan Savcılar Birliği ile Yargıtay'ın basın sözcüleri söz konusu açıklamayı eleştirdi. Yargıtay üyesi Evtychis Nikopoulos ile Yargıtay Başsavcılığı'ndan başsavcı yardımcısı Eleni Skeparnia da bu eleştirilere katıldı. Tepkilerin hedefindeki açıklama, Vasilis Floridis'in kendisinin yürüttüğü bir davayla ilgili.
Floridis, görüşlerini Kathimerini gazetesinin internet sitesinde yayımlanan bir makalede dile getirdi. Makalenin başlığı «Yolsuzluğun Damarı» idi.
Edinilen bilgilere göre Yargıtay bu konuyu çok ciddi buluyor. Adalet Bakanlığı da aynı tutumda. Yunanistan'da bir savcı hakkında olası bir disiplin kovuşturması başlatma yetkisi yalnızca Adalet Bakanı Giorgos Floridis'te. Ancak bakanın, çok yakın bir akrabalık ilişkisi olması nedeniyle dosyayı Adalet Bakan Yardımcısı Yannis Bugas'a devredeceği bildiriliyor. Hükümetin de konudan haberdar olduğu öğrenildi.
Öte yandan Yargıtay'ın ve yargı birliklerinin açıklamaları, yargının her kademesinde ağır bir iklimin hüküm sürdüğünü gösteriyor.
Yargıtay ve Yargıtay Başsavcılığı'nın tepkisi
Yargıtay Başkanı ve Başsavcısı, son dönemdeki yazılar ve elektronik basındaki haberler vesilesiyle bir açıklama yaptı. Açıklamada şu hatırlatma yapıldı: «Savcılık talepleri yetkili mahkemeleri ve adli kurulları bağlamaz. Bu talepler, Ceza Muhakemesi Kanunu'na uygun olarak, ortaya çıkan hukuki ve maddi meseleler hakkında gerekçeli bir karar vermek için bir çıkış noktasıdır.»
Savcılık talebi kabul edilmeyen ve mahkemenin kararına katılmayan savcı, kanunun tanıdığı kanun yollarına başvurabilir. Bu yollar arasında, kendisinin yürüttüğü ve talebinin yetkili kurul tarafından kabul edilmediği davalar hakkında basında yazı yayımlamak yer almaz.
Açıklamaya göre, ilk derece yargı yetkisindeki ve yakında görülecek bir davayla ilgili olan bu tür yayınlar, yargıçları belirsiz biçimde yolsuzlukla suçluyor. Bu nedenle yargı kararlarına ve kurul kararlarına yönelik eleştirinin sınırlarını aşıyor ve yurttaşların adalet kurumuna olan güvenini zedeliyor.
Yargı kararlarının doğruluğuna yönelik itirazlar, dile getirilmeden önce sözün ciddiyetini ve kurumsal süreçlerin gerektirdiği özeni taşımalı. Aksi takdirde bunlar, iletişim amaçlı duygusal tepkiler olarak değerlendirilecek.
Yargı Mensupları ve Savcılar Birliği ise diğer konuların yanı sıra şunu vurguluyor: «Bu davayla ilgilenen yargıçların yüksek bilimsel düzeye sahip olduğunu biliyorduk. Sarsılmaz bir yargısal düşünceye de sahip olduklarını kanıtladılar. Sizin için, Sayın Savcı, «yolsuzluğun damarları» neyse, bizim için de yargının ruhu ve ortak gururudur. Toplumun damarlarında ise «kurumsal» bir totalitarizmin zehri dolaşıyor. Bu totalitarizm, farklı her anlayışı ahlaki olarak yok etmeye çalışıyor ve bunu kolayca yolsuzluk damgasıyla yapıyor. Zehir, «savaşçı» avukatlardan nasıl kolayca geçtiyse, «yolsuz olmayan» savcılardan da aynı kolaylıkla geçiyor. Toplum bu zehre karşı giderek daha fazla bağışıklık kazanıyor ve bu tür «geleneksel dışı» söylemleri bir kahramanlık gibi görüyor. Korkunun ve boyun eğmenin gölgelediği karanlık zamanlarda ise sebat ve etkilenmemiş bir düşünce yapısı parlak yıldızlar gibi duruyor.»
Savcılar Birliği ise diğerlerinin yanı sıra şunu vurguluyor: «Bir yasanın farklı yorumlanması ya da delillerin farklı değerlendirilmesi, tek başına, yargı mensuplarının dürüstlüğüne yönelik bir suçlamaya dönüşemez. Daha önce de vurguladığımız gibi, yargısal karar bağımsızlığı anayasal bir güvencedir. Savcılar, görüşlerini bağımsız olarak, yasaya ve vicdanlarına uyarak ifade eder.»
Bu bağlamda Yunanistan Danıştayı (ΣτΕ) 705/2026 sayılı kararı, bir yargı mensubunun dürüstlüğünü ve bağımsızlığını zedeleyen ciddi iddialar için yeterli gerçek bir dayanak gerektiğini ortaya koyuyor. Kararın gösterdiği gibi, özellikle görevdeki üst düzey bir savcının kendi yürüttüğü bir davayla ilgili açıklamalarında, kanıtlama ve kendini tutma sorumluluğu ayrı bir kurumsal ağırlık kazanıyor.
Şeffaflık ve hesap verebilirlik, somut veriler ve kurumsal süreçlerle sağlanır. Bunu yaparken bağımsız yargısal değerlendirmeye de saygı gösterilmesi gerekir.
Açıklamanın sonunda Shakespeare'in «Hamlet» oyunundaki öğüde atıfta bulunuluyor: «Herkesi dinle, ama az konuş.» Bu sözün hatırlattığı ölçülülük, kamusal konuşmada büyük önem taşıyor. Yargı mensupları için ise bu ölçülülük, sözlerinin kurumsal ağırlığıyla orantılı bir sorumluluk anlamına geliyor.