Icerige atla
Ekonomi 🔥 90/100

Yunanistan AB'nin Şımarık Çocuğu: Avrupa Fonlarını Heba Ediyor

Yunanistan AB'nin Şımarık Çocuğu: Avrupa Fonlarını Heba Ediyor
Yaz Boyunca Malta'da İngilizce

Avrupa Komisyonu, 31 Ağustos 2026'da Atina'ya akan fon musluklarını resmen kapattı. Pandemi sonrası toparlanma sürecinin en büyük finansal aracı olan Avrupa Birliği'nin Toparlanma ve Dayanıklılık Fonu (RRF) kapsamında Yunanistan'a tahsis edilen yaklaşık 36 milyar euroluk (yaklaşık 42 milyar dolar) hibe ve düşük faizli kredi dönemi böylece sona erdi.

Bu kapanışla birlikte Yunanistan, birlik içinde on yıllardır süregelen bir alışkanlığını daha gözler önüne serdi: Kaynakları verimli kullanmak yerine krizleri ertelemek ve sorunları son dakikaya bırakmak. Yunanistan'ın duruşu, ona birliğin "şımarık çocuğu" unvanını kazandıracak kadar tutarlı. Kuralları ihlal ettiğinde bile cezai yaptırımlarla karşılaşmak yerine yeni paketler ve anlayışla karşılanan bir üye profili çiziyor.

Bu alışkanlık, Yunanistan'ın topluluğa katıldığı 1981 yılına kadar uzanıyor. Atina o günden bu yana Brüksel'in bölgesel kalkınma ve uyum politikalarından en çok faydalanan ülkelerden biri haline geldi. Ancak 45 yıllık üyelik süresince aktarılan kaynaklar ile ülke ekonomisinde yaratılan katma değer arasındaki makas bir türlü kapanmadı. Devasa mali transferlere rağmen Yunanistan, refahı ve rekabet gücünü artırmada ciddi zorluklar yaşamaya devam etti.

31 Ağustos'ta süresi dolan RRF, Yunanistan'da Şubat 2021'de yürürlüğe giren "Yunanistan 2.0" ulusal planı üzerinden hayata geçirildi. Komisyon verilerine göre plan; 18,22 milyar euro (21,14 milyar dolar) hibe, 17,73 milyar euro (20,58 milyar dolar) kredi, 104 yatırım akışı ve 77 reform içeriyor. Ülkenin 2019 yılı gayrisafi yurtiçi hasılasının yüzde 19,6'sına denk gelen bu tahsis, birlik içinde ulusal gelire oranla en yüksek payı oluşturuyor.

Bu büyüklükte bir kaynağın, beş yıllık uygulama süresi boyunca ekonominin üretim kapasitesini, kamu yönetiminin işleyişini ve özel sektörün rekabet gücünü kalıcı şekilde dönüştürmesi beklenirdi. Ancak bugün ortaya çıkan tablo, kaynak büyüklüğü ile elde edilen sonuç arasında ciddi bir orantısızlık gösteriyor. Sorun, Atina'nın bu kaynağı nasıl yönettiğinden kaynaklanıyor.

Beş yıllık uygulama sürecinde yatırımları kademeli olarak hayata geçirmek, reformları planlı bir şekilde uygulamak ve idari kapasiteyi güçlendirmek mümkündü. Bunun yerine Yunan hükümeti, kapanış günlerinde 123 kilometre taşını ve hedefi tamamlamak için son dakika seferberliği başlattı. Programın son haftalarında yoğunlaşan bu faaliyet, Atina'nın planlama, koordinasyon ve uygulama kapasitesi hakkında ciddi soru işaretleri yaratıyor. Daha da önemlisi, Yunanistan'ın sorunları son aşamaya bırakma konusundaki köklü yaklaşımının, AB fonlarının yönetimine de yansıdığını gösteriyor.

Söz konusu 123 madde, eylül ayında sunulacak nihai ödeme talebinde yaklaşık 6,7 milyar euroluk (7,77 milyar dolar) fonun serbest bırakılması için kritik önem taşıyor. Yani mesele sadece birkaç bürokratik prosedürü tamamlamanın çok ötesinde. Milyarlarca euroluk hak ediş, programın son günlerine sıkıştırıldı.

Alpha Bank'ın değerlendirmesine göre, 2026 ortalarında kilometre taşlarının yüzde 53'ü tamamlanmış ve fonların yüzde 68,5'i alınmıştı. İlk bakışta yüzde 68,5'lik bir ödeme oranı Atina lehine okunabilir. Ancak Brüksel'den fon çekmek ile bu fonların Yunan ekonomisinde somut bir dönüşüm yaratması arasında büyük bir fark var. Nihai faydalanıcılara ulaşan ödemeler, hibe bütçesinin yaklaşık yarısında, kredi bütçesinin ise üçte birinin biraz üzerinde kaldı. Bu rakam, hazineye giren para ile ekonomide gerçek bir karşılık bulan para arasındaki mesafeyi gözler önüne seriyor. Atina'nın kaynak çekme ve bunları üretken yatırıma dönüştürme kapasitesi aynı seviyede görünmüyor.

Kaynağın dağılımı da tartışma yaratıyor. Kredi ayağından en büyük payı alan 30 şirket 6,7 milyar euroya (7,77 milyar dolar) ulaşarak paketin yüzde 40'ından fazlasını absorbe etti. Küçük ve orta ölçekli işletmeler sözleşmelerin yarısından fazlasını alsa da, değer bazındaki payları altıda birde kaldı. Büyük şirketlere verilen destek burada tartışma konusu değil. Asıl soru, Avrupa kaynaklarının Yunan ekonomisindeki mevcut güç dengelerini değiştirmek için kullanılıp kullanılmadığı. Halihazırda yüksek ekonomik kapasiteye sahip aktörler daha fazla finansman sağlarken, küçük ve orta ölçekli işletmelerin payı sınırlı kalıyorsa, fonun kapsayıcı ekonomik dönüşüm hedefi yeniden sorgulanmalı.

Bu nedenle Atina'nın fonu başarılı bir şekilde yönettiğine dair anlatı giderek daha az ikna edici hale geliyor. Kaynağın önemli bir kısmını toplamayı başaran bir hükümet bunu teknik bir başarı olarak sayabilir. Ancak siyasi ve ekonomik başarı, o paranın üretim kapasitesini, rekabet gücünü ve kamu yönetimini güçlendirip güçlendirmediğiyle ölçülür. Yunanistan'da bu iki gösterge arasında net bir mesafe açıldı.

Üstelik bu yaklaşım, Yunanistan'ın AB üyeliği boyunca tekrarlanan daha geniş bir sorunu da akıllara getiriyor. Örneğin 2010 ile 2018 yılları arasındaki üç memorandum programında, avro bölgesi, ESM ve IMF tarafından aktarılan destek 288,7 milyar euroya (334,8 milyar dolar) ulaştı. Ancak yapısal reformların uygulanması, kamu yönetiminin güçlendirilmesi veya kaynakların verimli kullanılması konusunda benzer bir tutarlılık görülmedi.

Burada Brüksel'in sorumluluğu da masaya yatırılmalı. AB, finansal yardım sağlarken kaynakların nasıl kullanıldığına dair denetim mekanizmalarına sahip olmasına rağmen, siyasi sonuçlar doğuracak şekilde çalışmaktan kaçınıyor. Nitekim Komisyon'un 2026 yılı ülkeye özel tavsiyeleri, önceki döngülerde olduğu gibi, AB fonlarının yönetiminde daha güçlü bir yönetişim çağrısında bulunuyor. Yine de Yunanistan'daki yıllarca süren gecikmelere ve idari sorunlara rağmen önemli bir siyasi baskının olmaması, Atina'nın hareket alanını genişletiyor.

Tüm bunlara rağmen Miçotakis hükümeti, kapalı bir takvimin ötesinde somut bir sonuç gösterememesine rağmen 31 Ağustos'u bir başarı olarak sunmaya hazırlanıyor. Aynı dil, fonun yerini alacak 16,6 milyar euroluk Ulusal Kalkınma Programı'nın tanıtımında da görülüyor. Kaynağın büyüklüğüyle övünürken yönetim tarzını tartışmaya açmaktan kaçınan bir yaklaşım, yeni programı da aynı başarısızlık noktasına taşıyacaktır.

Yunanistan'ın fon yönetimindeki zayıflığı sadece gecikme ve verimsizlikle sınırlı değil; doğrudan usulsüzlük ve yolsuzluğa kadar uzanıyor. Bunun en somut örneği, her yıl yüz binlerce çiftçiye 2 milyar euroluk AB tarım desteğini dağıtan Yunan ödeme ve kontrol kurumu OPEKEPE'de yaşandı.

Ortak tarım politikası 2014 yılında sübvansiyon hesaplamasını hayvan sayısından arazi alanına kaydırdığında, yıllardır tamamlanmayan bir arazi kayıt sistemi, başvuru sahiplerinin ülkedeki başka bir bölgedeki arazileri kendi arazileriymiş gibi göstererek hak talebinde bulunmalarına olanak tanıdı. Kronik idari zayıflık, tarımda doğrudan bir yağma altyapısına dönüştü. Peki yıllara yayılan bu usulsüzlük neden ancak 2025 yılında görünür hale geldi?

Çünkü kurumun iç denetim birimine başkanlık eden Paraskevi Tycheropoulou, şüpheli vergi numaralarını tespit edip raporladıktan sonra görevinden alındı ve o da sesini yükseltmeyi seçti. Görevden alma kararını mahkemeye taşıyan Tycheropoulou, meclis soruşturma komisyonu önünde de şeffaf olmayan uygulamalara direnen çalışanlara uygulanan baskıyı anlatarak tehditlerin ev telefonuna kadar ulaştığını belirtti.

2026 yılında Atina Birinci Derece Mahkemesi görevden alma kararını iptal etti ve onun göreve iadesine hükmetti. İfadesine göre, Girit'teki usulsüz ödemeleri ilk raporlayan yetkili de disiplin soruşturması ve tehditlerle karşı karşıya kaldı. Yani sorun kimsenin fark etmemesinde değil, fark edenlerin saf dışı bırakılmasındaydı. İç uyarıyı bastıran bir denetim sistemi, meseleyi idari bir hata olmaktan çıkarıp siyasi bir tercihe dönüştürdü.

Davanın açılması, ancak konu Atina'nın müdahale edemeyeceği bir kurum olan Avrupa Başsavcılığı Ofisi'ne (EPPO) taşındığında mümkün oldu. Savcılar ilk davalarını Mart 2025'te açtı. EPPO, 2017 ile 2020 yılları arasında çoğunluğu Giritli hayvan yetiştiricileri olan 100 şüpheli hakkında 2,9 milyon euroluk (3,37 milyon dolar) sahte beyanattan dolayı iddianame düzenledi. Ancak asıl deprem daha sonra koptu.

Atina ve Girit'te yapılan aramalarda, 2019 ile 2022 yılları arasında genç veya yeni çiftçi olarak kendilerini tanıtan çok sayıda kişinin, mülkiyet ilişkisi olmayan kamu meralarını kullanarak ulusal rezervden ödeme hakları elde ettiği ortaya çıktı. Dosyalarda arkeolojik sit alanları ve askeri tesisler mera olarak, Olimpos Dağı'nın yamaçları ise muz tarlaları olarak kayıtlara geçti.

Beyana dayalı bir sistemin çapraz kontrol mekanizmalarıyla işletilmesi gerekirken, bu beyanlar yıllarca tek bir filtreden geçmeden ödemeye dönüştü. Olaylar büyüyünce hükümet OPEKEPE'yi lağvederek görevlerini Bağımsız Kamu Gelirleri İdaresi'ne devretti. Ancak kurumu kapatmak mali sonucu ortadan kaldırmadı. Haziran 2025'te Avrupa Komisyonu, 2025/1147 sayılı karar ile 2016-2023 dönemindeki sistemik kontrol zayıflıkları nedeniyle 415 milyon euroluk (481,6 milyon dolar) mali düzeltme uyguladı. Kurumu çalıştıran yetkililer de usulsüz ödeme alanlar da faturayı üstlenmedi; kesinti doğrudan ulusal bütçeden tahsil edildi.

Asıl yükü üreticiler üstlendi. Yetkililer başvuruları tek tek inceledikten sonra ödemeler aksadı ve kasım ayı sonuna kadar 600 milyon euroluk (696,3 milyon dolar) açık nedeniyle binlerce traktör yolları kapatarak protesto etti.

Rakamların coğrafi dağılımı siyasi faturayı daha da ağırlaştırdı. 2017 ile 2020 yılları arasındaki mera sübvansiyonlarının yüzde 80'i, Başbakan Kiriakos Miçotakis'in ailesinin bir asrı aşkın süredir siyasi nüfuz sahibi olduğu Girit'e gitti. Ülke genelinde hayvancılık yapan çiftçi sayısı düşerken, adada 2019 ile 2025 yılları arasında 13.000 yeni çiftçi kaydedildi. Miçotakis skandalın kendi döneminden önce başladığını vurgulasa da, sorunu ülkenin köklü kayırmacılık kültürüne bağlayan açıklaması, tek bir hükümetin ötesine geçen bir sorunun yapısal boyutunu kendi sözleriyle tescilledi.

2026 yılında soruşturma siyasi sorumluluk boyutuna ulaştı. Avrupa Başsavcısı 1 Nisan'da 11 milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılmasını talep ettikten iki gün sonra üç bakan istifa etti ve meclis 24 Nisan'da dokunulmazlıkları kaldırdı. Haziran ayı sonunda Atina'daki bir mahkeme, 57 Giritli üreticiyi mülkiyet ilişkisi olmayan Kastorya'daki arazileri beyan ederek 1,73 milyon euroluk (2,01 milyon dolar) sübvansiyon almaktan suçlu buldu. Temmuz ayında EPPO, aralarında dört görevdeki milletvekili ve kurumun eski başkanının da bulunduğu 22 kişi hakkında iddianame hazırladı.

Hesap sorma iradesinin ulusal kurumlardan değil de Lüksemburg merkezli bir savcılık ofisinden gelmesi, meselenin boyutunu tek başına ortaya koyuyor. Aslında bu sonuç, ülkenin genel yönetim performansını da yansıtıyor. Transparency International'ın 2025 Yolsuzluk Algıları Endeksi'nde Yunanistan 182 ülke arasında 56. sırada yer alıyor ve 100 üzerinden 50 puanla birliğin en zayıf üyeleri arasında bulunuyor.

Dolayısıyla Toparlanma Fonu'nu kapatma telaşı ile tarım sübvansiyonlarındaki organize yolsuzluk aynı kökten besleniyor: Zayıf kurumsal denetim, siyasi kayırmacılığa açık bürokratik bir kültür ve Brüksel'in bu zayıflıklara yıllarca geniş bir hoşgörüyle yaklaşması. Sonuçta ortaya çıkan tablo, AB'nin mali disiplin söyleminin üye devletler arasında ne kadar eşitsiz uygulandığını gösteriyor. Aday ülkelere son derece katı standartlar dayatan birlik, köklü üyelerinden birindeki on yıllarca süren idari zayıflığı ve usulsüzlüğü nispeten hafif yaptırımlarla görmezden geliyor. Brüksel bu konudaki hoşgörüsünü sürdürdüğü sürece, benzer skandalların yaşanması kimseyi şaşırtmamalı.

Lüks Malta Yazı + İngilizce
Paylaş: