Christopher Nolan'ın 'The Odyssey' filmi henüz vizyona gireli çok olmadı ama şimdiden dünyanın dört bir yanındaki gezginlere ilham vermeye başladı bile. Film ekibinin izinden giderek, bu epik yapımın çekildiği tüm lokasyonları sizin için sıraladık. Nolan, kariyeri boyunca zaman, mekân ve gerçekliği bükerek izleyiciyi etkilemeyi başardı; 'The Odyssey' ise Homeros'un destanını beyazperdeye taşımak için ekibiyle birlikte kıtaları aşarak en zorlu prodüksiyonlardan birine imza attı. Başrol oyuncusu Matt Damon, filmin bir filmden çok bir keşif seferi gibi hissettirdiğini söyledi.
Yunanistan'ın güneyindeki Mora Yarımadası, filmin en önemli çekim mekanlarından biri oldu. Antik tiyatroları, zeytinlikleri ve masmavi koylarıyla bilinen bölge, Odysseus'un yolculuğuna ev sahipliği yaptı. Özellikle Methoni Kalesi ve Voidokilia Plajı, filmdeki unutulmaz sahnelerde karşımıza çıkıyor. Çekimler sırasında kullanılan bir diğer önemli mekân ise Pylos yakınlarındaki Nestor Mağarası oldu. Yaklaşık 29 metre yüksekliğindeki bu mağara, Odysseus ve adamlarının tek gözlü dev Polyphemus'la karşılaştığı sahneye ev sahipliği yaptı. Nolan, mağaranın içinde 40 koyunun da figüran olarak yer aldığını ve zamanla ağır bir koku oluştuğunu ancak gerçek bir mağarada çekim yapmanın hissinin bambaşka olduğunu belirtti. Damon ise mağaranın ağzında binlerce arının uçuştuğunu ve oyuncuların bir arı perdesinin içinden geçmek zorunda kaldığını anlattı.
İzlanda ise filmin daha karanlık ve gizemli sahnelerine fon oluşturdu. Ülkenin volkanik plajları, buzulları ve sisli vadileri, Odysseus'un karşılaştığı doğaüstü varlıkların yaşadığı diyarları canlandırdı. Reynisfjara'nın siyah kum plajı ve Vatnajökull Buz Mağarası, filmin en çarpıcı görsellerinden bazılarını sundu. Nolan, Odysseus'un Hades'e inişini ve kör kahin Tiresias'la buluşmasını İzlanda'da çekti. Hjörleifshöfði'nin siyah kum plajları, Snæfellsnes yarımadası, Markarfljót nehri ve Landeyjahöfn limanı bu sahneler için kullanıldı. Çekimleri organize eden Truenorth şirketinden Nastasia Sasi Czechowska, İzlanda'nın farklı manzaraları birbirine bu kadar yakın sunmasının mükemmel bir lokasyon olduğunu ve yaz aylarındaki gece yarısı güneşinin yapay ışıkla elde edilemeyecek doğaüstü bir atmosfer yarattığını söyledi. Ancak yaz olmasına rağmen hava çok soğuktu; Tanrıça Athena'yı canlandıran Zendaya, dudaklarının donduğu için repliklerini zar zor söyleyebildiğini itiraf etti.
Film ayrıca İtalya'nın Sicilya adasında da çekildi. Etna Yanardağı'nın eteklerindeki antik kalıntılar, dev Polyphemus'un mağarası olarak kullanıldı. Taormina'daki antik Yunan tiyatrosu da filmde önemli bir rol oynadı. Odysseus ve Penelope'nin krallığı olan İthaka için ise Sicilya açıklarındaki Favignana Adası'nda bulunan 15. yüzyıldan kalma Castello di Santa Caterina kullanıldı. Deniz seviyesinden 314 metre yükseklikteki bu kaleye araba yolu olmadığı için oyuncular ve ekip her gün üç hafta boyunca yürüyerek tırmandı, ekipmanlar helikopterle taşındı. Anne Hathaway, bu zorlu koşullara rağmen herkesin işine odaklandığını ve bütçenin tamamen filme harcandığını söyledi. Nolan ayrıca Sicilya'nın kuzeyindeki Eolie Adaları'nda da çekim yaptı; Lipari, Vulcano ve ıssız Basiluzzo adacığı Homeros'un şiirinde Odysseus'un rüzgarların bekçisi Kral Aiolos'u ziyaret ettiği yerler olarak canlandırıldı.
Malta adası, filmin deniz sahneleri için ideal bir platoydu. Adanın turkuaz suları ve tarihi limanları, Odysseus'un deniz yolculuklarını canlandırdı. Özellikle Mdina'nın surları ve Gozo Adası'ndaki Mavi Pencere kalıntıları, filmde dikkat çeken mekanlar arasında.
Filmin yapımcıları, bu lokasyonların her birinin Odysseus'un hikayesine farklı bir boyut kattığını belirtiyor. Nolan'ın imzası haline gelen görsel ihtişam, bu doğal ve tarihi mekanların sinematografik kullanımıyla birleşince ortaya etkileyici bir sonuç çıkmış. Çekimler Şubat 2025'te Fas'ta başladı. Essaouira'nın Atlantik kıyısındaki plajları, Truva Atı'nın keşfi ve Odysseus'un eve yelken açtığı an için kullanıldı. Tom Holland, plajda kilometrelerce Yunan askeri ve gemisi gördüğünü, bunun bir film setinden çok tarihi bir canlandırmayı andırdığını söyledi. Antik Troya şehri için ise Atlas Dağları yakınındaki UNESCO Dünya Mirası listesindeki Aït Benhaddou seçildi; bu kerpiç yapılar daha önce 'Gladyatör', 'The Mummy' ve 'Game of Thrones' gibi yapımlarda da kullanılmıştı.
Eğer siz de bu filmden ilham alarak bir yolculuğa çıkmayı planlıyorsanız, Yunanistan'daki Mora Yarımadası, İzlanda'nın güney kıyıları, Sicilya, Malta ve hatta İskoçya'nın vahşi doğası rotanıza ekleyebileceğiniz başlıca duraklar. Her biri, hem filmden sahneleri yerinde görmek hem de kendi mitolojik maceranızı yaşamak için eşsiz fırsatlar sunuyor.