BUDAPEŞTE (AP) — Bir demirci, bir ahır çocuğu, bir asker, bir köle: Macaristan sınırları içindeki antik bir Roma kentinde yaşamış bu ve benzeri kişilerin yüzleri ve hikâyeleri, Budapeşte'de açılan yeni bir sergide dikkat çekici bir gerçeklikle hayat buldu.
31 Ekim'e kadar açık kalacak sergide, bir zamanlar Roma İmparatorluğu'nun Tuna sınırında hareketli bir yerleşim olan Aquincum antik kentinde bulunan bir düzineden fazla kafatasından elde edilen son derece ayrıntılı yüz rekonstrüksiyonları sergileniyor.
Aquincum Müzesi'ni ziyaret edenler, neredeyse 2000 yıl önce yaşamış Romalı bireylerin hipergerçekçi modelleriyle karşı karşıya geliyor. Bu modeller, DNA analizi ve arkeoloji ile antropoloji gibi alanlardaki teknikler kullanılarak, bu kişilerin hayattayken nasıl görünmüş olabileceğini belirlemek için hazırlandı.
Serginin eş küratörlerinden arkeolog Loránt Vass, "Asıl amacımız bu bireylerden birkaçını günümüz insanlarına yaklaştırabilmekti" dedi.
Serginin adı olan "Bir Zamanlar Biz de Sizin Gibiydik", antik toplumlardaki sıradan insanlarla ilgili sorulara yanıt bulmaya çalışıyor: Nasıl görünüyorlardı? İsimleri neydi? Kaderleri ne oldu?
Aquincum Müzesi'ndeki uzmanlar, çıkarılan kemikler üzerinde yaptıkları DNA analiziyle cilt, saç ve göz rengini, ayrıca kişinin çillerinin olup olmadığını ortaya çıkardı.
Kafatasının şekli, yoğunluğu ve diğer özellikleri, yüzün yapısının yanı sıra kişinin yaşı, herhangi bir yaralanma geçirip geçirmediği veya bir hastalıktan muzdarip olup olmadığı hakkında bilgi verdi.
Bulgulara dayanarak küratörler, yeniden oluşturulan her bir yüze isimler, meslekler ve biyografik hikâyeler atayarak onlara yeni bir hayat verdi.
Serginin diğer eş küratörü Péter Vámos, uydurulan bu ayrıntıların "otantik tarihsel temellere" ve kafataslarının analizinden elde edilen bilgilere dayandığını söyledi. Vámos, "Maalesef isimlerini bile bilmiyoruz ama antropoloji ve genetik çalışmalarının bize yaşam öyküleri hakkında söyleyebileceği her şeyi dahil etmeye çalıştık" dedi.
Respectus adını verdikleri bir inşaat işçisinin Aquincum'da duvar sıvayarak ve taş blokları yararak geçimini sağladığı anlatılıyor. Sergiye göre bu iş kemiklerine zarar vermiş ve bir meyhanede şarabın da etkisiyle çıkan bir kavgada burnu kırılmış, dişlerinden biri sökülmüş.
Respectus'un hikâyesi ve sosyal statüsü, sergideki Aquincum sakinlerinin çoğu için tipik bir örnek. Vass, yaptıkları çalışmaların neredeyse tüm bireylerin kemiklerinde "oldukça yüksek derecede" iltihaplanma olduğunu gösterdiğini söyledi.
Vass, "Düzenli fiziksel emeğe maruz kalmışlar ve çoğu durumda belirli bir süre açlık çekmişler. Buna dayanarak çoğunun, Roma toplumunun en az hatırlanan kesimi olan alt orta sınıfa ait olduğu sonucuna varılabilir" dedi.
16 rekonstrüksiyondan altısı, boyanmış ve gerçeğine uygun saç, kıyafet ve takılarla titizlikle süslenmiş silikon kalıplardan oluşuyor.
Silikon rekonstrüksiyonları el işçiliğiyle yapan Emese Gábor, yapay zekânın da antik yüzleri modellemek için kullanılabileceğini ancak "bunların sadece bir ekranda göründüğünü" belirtti.
Gábor, "Bu tür bir rekonstrüksiyonun avantajı, bir müzede sergilenebilmesi, her açıdan görülebilmesi ve tamamen gerçek boyutlarda olması. Ben bilimsel yöntemlere bağlı kalıyorum ve bu çalışmada klasik ve modern bilimsel yöntemleri birleştiriyorum" dedi.
DNA'nın ortaya çıkarabildiği bir diğer değerli bilgi de kişinin etnik kökeni. Bu, Aquincum'un çeşitli nüfusu için oldukça aydınlatıcı.
Analizler, yalnızca imparatorluğun bugünkü İtalya'daki kalbinden gelen Roma vatandaşlarının değil, aynı zamanda bugünkü İskoçya ve Suriye'den gelenlerin ve Avrasya bozkırlarının göçebe Sarmat kabilelerinin üyelerinin de bölgede bulunduğunu gösterdi.
Aquincum sakinleri arasında Roma yerleşiminden önce Demir Çağı'nda bölgede yaşayan Keltler de vardı.
Vass, tipik Roma dönemi iskelet kazılarında eserlerin incelendiğini, belgelendiğini ve depolandığını, bunun da "bedenlerin ağırlığının, hayatının, ruhunun olmaması" anlamına geldiğini söyledi.
Ancak müze, ziyaretçileri antik atalarıyla yüzleştirerek bir bağ kurmayı umuyor.
Serginin adı, "onların da bugün bizim gibi olduğunu ima ediyor. Aynı mesleklere, aynı sorunlara sahiptiler" diyen Vass, "Farklı yaşam koşulları, farklı sosyal statüleri olabilir ama insanlar insandır. Tarih boyunca bunun pek değiştiğini sanmıyorum" diye ekledi.