Giza'daki Büyük Piramit'i görmeyi, İtalya'da doyasıya eğlenmeyi ya da bir Yunan adasında kafa dinlemeyi hiç hayal ettiniz mi? Cevabınız evetse, antik Romalılarla şaşırtıcı bir ortak noktanız var demektir.
O dönemde seyahat etmek, genellikle sadece buna maddi imkânı ve vakti olan Roma üst sınıflarına özgü bir ayrıcalıktı. Romalıları yollara düşüren asıl ilham kaynağı ise otium adı verilen bir kavramdı. Kırsalda geçirilen tefekkür dolu zamanı ifade eden otium, şehir hayatının koşuşturmacasını anlatan negotium kavramının tam zıttıydı. Bu kelime zamanla ruhsal, yaratıcı ve entelektüel gelişime ayrılan serbest zamanı tanımlamak için kullanılmaya başlandı. Ünlü mimar Rem Koolhaas'ın belirttiği gibi otium, "bir tür entelektüel durum... insanın tüm benliğini geliştirme arzusu" anlamına geliyordu.
Tam da bu ideale ilham alan pek çok antik Romalı, seyahati kişisel gelişimlerinin bir parçası haline getirdi. Kimi gezginler, belirli öğretmenleri, şifacıları veya kutsal mekanları ziyaret etmek için uzun hac yolculuklarına çıkıyordu. Kimileri ise tıpkı bugün bizim yaptığımız gibi, tarihi destinasyonları keşfe çıkıyordu.