Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Kıbrıs sorununda yeniden müzakerelere dönülebilmesi için gerekli asgari siyasi koşulların mevcut olup olmadığını belirlemek amacıyla Salı günü adaya geldi. Bu, Guterres'in BM Genel Sekreteri olarak adaya ilk ziyareti olma özelliğini taşıyor. Görev süresi 2026 sonunda dolacak olan Guterres, Salı günü Kıbrıslı Rum lider Nikos Hristodulidis ve Kıbrıslı Türk lider Tufan Erhurman ile ayrı ayrı görüştü. Hristodulidis ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada Guterres, "Bu, Kıbrıs halkıyla dayanışma ziyaretidir ve Kıbrıs sorununa nihayet bir çözüm bulma konusundaki güçlü kararlılığımı gösterme fırsatıdır. Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler için bu çok önemli anda elimden gelen her şeyi yapacağım. Ancak bu elbette Kıbrıslıların kendilerine bağlı ve garantör güçlerin de rol oynayacağı" dedi. Çarşamba günü ise üçlü görüşme, adayı bölen BM kontrolündeki tampon bölgede gerçekleştirilecek.
Birleşmiş Milletler'den yapılan açıklamada, bu ziyaretin doğrudan bir çözüm sürecine işaret etmediği vurgulandı. BM'ye göre Guterres, adada barış sürecini ilerletme ve istikrarı koruma çabalarını her iki toplumun liderleri ve diğer paydaşlarla yapacağı görüşmeler yoluyla ele alacak.
Bu ziyaret, bir BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'a 16 yıl aradan sonra gerçekleştirdiği ilk ziyaret olma özelliğini taşıyor.
Misyonu çevreleyen temel soru, toplantıların takvimi değil, Guterres'in mevcut durum ve gelecekteki anlaşmanın temeli konusunda taban tabana zıt görüşlere sahip iki taraf arasında ortak bir zemin bulup bulamayacağı. Ziyaret, tarafların yeniden müzakereye hazır olabileceğine dair işaretlerin ortaya çıktığı bir dönemde gerçekleşiyor, ancak görüşmelerin temel kuralları konusunda hâlâ derin bir ayrılık bulunuyor. Hristodulidis, müzakerelerin 2017'de çöktüğü noktadan, belirlenmiş BM çerçevesi olan iki bölgeli, iki toplumlu federasyon temelinde yeniden başlamasını istiyor. Geçen yıl seçilen Erhurman ise selefinin iki devletli çözüm talebinden farklı olarak federal çözümü keşfetme vaadiyle kampanya yürütmüştü; ancak siyasi eşitlik ve müzakere temel kuralları konusunda önceden anlaşma olmadan yeni bir açık uçlu sürece girmeyeceğini belirtiyor. Başarısızlık, NATO müttefikleri Yunanistan ve Türkiye arasındaki gerilimi artırabilecek ve Ankara'nın Avrupa Birliği ile ilişkilerini daha da zorlaştırabilecek bir anlaşmazlığı uzatmış olacak.
Holguin'in Son Hazırlık Toplantıları
Guterres'in adaya gelişi öncesinde, kişisel temsilcisi Maria Angela Holguin, Lefkoşa'da son bir tur hazırlık görüşmesi gerçekleştirdi.
Holguin, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda bir saatten fazla süren bir görüşme yaptı. Görüşmede Guterres'in ziyareti ve barış sürecinde atılabilecek olası adımlar ele alındı.
Görüşme sonrası yaptığı açıklamada Holguin, BM şefinin diyaloğu kolaylaştırmak ve her iki tarafı da müzakerelere dönmeyi değerlendirmeye teşvik etmek için Kıbrıs'a geldiğini söyledi.
"Genel Sekreter'in misyonu süreci kolaylaştırmak ve vatandaşları ile liderleri müzakere perspektifine yönelmeye teşvik etmektir," diyen Holguin, Guterres'in neredeyse on yıldır bu çabaları desteklediğini ve ilerleme kaydedilebileceğini umduğunu ekledi.
Holguin, Kıbrıs'a Brüksel ve Ankara'daki temaslarının ardından geldi. Bu iki şehir, son diplomatik girişimi şekillendiren kilit faktörlerle doğrudan bağlantılı.
Görüşmeleri olumlu olarak değerlendiren Holguin, sürece ivme kazandırmak için "gerekli tüm noktaları" ele aldıklarını belirtti.
Holguin, Ankara'da Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile bir araya gelirken, Brüksel'de AB yetkilileriyle görüştü. Türkiye'nin tutumu ve AB'nin potansiyel rolü, gelecekteki gelişmeleri etkileyebilecek ana faktörler arasında yer alıyor.
Holguin'in ayrıca Guterres kendi görüşmelerine başlamadan önce Kıbrıslı Türk lider Tufan Erhurman ile de bir araya gelmesi bekleniyor.
Lefkoşa'dan 'Hazırlık ve Gerçekçilik' Sinyali
Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndaki görüşmenin ardından Rum yönetimi sözcüsü Konstantinos Letimbiotis, Rum tarafının gelecek adımlar için "en küçük umut ışığını" bile değerlendirmeye hazır olduğunu söyledi.
Guterres'in kişisel katılımının önemini vurgulayan Letimbiotis, BM genel sekreterinin zaman ayırarak ve makamının yetkisini kullanarak bu çabayı desteklediğini belirtti.
Letimbiotis'e göre Guterres'in sürece olan bağlılığı, AB-Türkiye ilişkilerindeki gelişmelerle birleşince yeni bir durum ortaya çıkarıyor.
Ancak zorlukların da farkında olduklarını belirten Letimbiotis, Lefkoşa'nın gelişmelere gerçekçilikle yaklaştığını söyledi.
Letimbiotis, Türkiye'nin tutumunu ana engel olarak tanımladı ve Rum tarafının olası adımları belirlemeden önce Guterres'in kendi değerlendirmesini duymak istediğini vurguladı.
Görüşmelerin Ankara'nın uluslararası hukuk ve BM Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde hareket etmeye istekli olup olmadığını göstereceğini ifade etti.
Letimbiotis, olası bir çözüm planının "yapıcı muğlaklıklar" içerebileceğine dair haberleri de reddetti. "Böyle bir şey yok," diyen sözcü, üzerinde anlaşmaya varılan çerçevenin dışındaki herhangi bir düzenlemenin Rum tarafı için uzun süredir devam eden bir kırmızı çizgi olduğunu aktardı.
Birleşmiş Milletler, Kıbrıs sorununun çözümü için henüz yeni bir resmi plan veya yazılı bir öneri açıklamadı. Kıbrıs medyasında, BM'nin taraflar arasındaki farklılıkları gidermek için bir dizi fikir bir araya getirdiği yönünde haberler çıksa da BM yetkilileri tamamlanmış bir planın bulunmadığını yalanladı.
Kıbrıslı Türk Tarafı Beklentileri Düşük Tutuyor
Kıbrıslı Türk lider Tufan Erhurman, sürecin mevcut aşamasını aşan beklentilere karşı uyarıda bulunarak ihtiyatlı bir yaklaşım benimsedi.
Son açıklamalarında Guterres'in Kıbrıs'taki varlığını önemli olarak nitelendiren Erhurman, bunu BM çabalarının devamına bağladı. Ancak ziyaretin bir çözüm ya da herhangi bir sürecin başlangıcı veya sonu olarak yorumlanmaması gerektiğinin altını çizdi.
"Genel Sekreter'in çabalarını destekliyor ve iyi niyetle katkıda bulunmaya çalışıyoruz," diyen Erhurman, Kıbrıslı Türk tarafının Türkiye ile yakın koordinasyon içinde hareket ettiğini aktardı.
Bu açıklamalar, Ankara'nın süreç üzerindeki belirleyici etkisini bir kez daha ortaya koydu.
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara'da Holguin ile görüşmesinden iki gün sonra Pazar günü Guterres ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.
Türkiye'nin resmi haber ajansı Anadolu Ajansı'na göre görüşmede, Guterres'in Suriye ve Kıbrıs ziyaretleriyle bağlantılı bölgesel gelişmeler ele alındı, ancak daha fazla detay paylaşılmadı.
Görüşmelerin Zeminindeki Uçurum
Yenilenen diplomatik faaliyete rağmen temel mesele, gelecekteki müzakerelerin hangi çerçevede yeniden başlayabileceği.
Lefkoşa, ilgili BM Güvenlik Konseyi kararları doğrultusunda, siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyonu desteklemeye devam ediyor. Bu çerçeve, BM liderliğindeki sürecin resmi temelini oluşturuyor.
Ancak Türkiye, yeni bir resmi müzakere süreci başlamadan önce Kıbrıslı Türklerin egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün tanınması gerektiğini giderek daha güçlü bir şekilde savunuyor ve bu tutumunu iki devletli çözümle ilişkilendiriyor. Türkiye resmi olarak iki devletli çözümü desteklemeye devam ediyor; bu pozisyon Kıbrıslı Rum tarafı ve Yunanistan tarafından reddediliyor.
Kıbrıslı Türk liderliğindeki değişim, farklı bir atmosfer yaratılmasına yönelik umutları beraberinde getirdi. Ancak bunun, Türkiye'nin tutumunda önemli bir değişikliğe yol açıp açmayacağı veya BM'nin federal çerçevesine dönüşü sağlayıp sağlamayacağı henüz netlik kazanmadı.
Kıbrıs 52 Yıldır Bölünmüş Durumda
Kıbrıs 52 yıldır bölünmüş durumda. Ada, 1963'te Rumlar ve Türkler arasındaki güç paylaşımı düzenlemesinin çökmesinin ardından BM'nin en eski barış gücü misyonlarından birinin konuşlandırılmasına sahne olmuştu. Bu güç halen 180 km'lik ateşkes hattını izliyor. 1960 yılında bağımsızlığını kazanan eski sömürgenin statüsünü belirleyen antlaşma uyarınca İngiltere, Yunanistan ve Türkiye, müdahale hakkına sahip "garantör güçler" olarak tanımlanıyor.
15 Temmuz 1974'te, Yunanistan cuntasının desteğiyle Başkan Makarios'a karşı bir darbe düzenlendi. Beş gün sonra, 20 Temmuz'da Türkiye adaya askeri müdahalede bulundu.
Ağustos 1974'teki ikinci askeri harekatın ardından Kıbrıs, ateşkes hatları ve BM kontrolündeki bir tampon bölgeyle ikiye bölündü.
Uluslararası alanda tanınan Kıbrıs Cumhuriyeti, adanın güneyini kontrol ediyor. Kuzeyde ise 1983 yılında kurulan ve yalnızca Türkiye tarafından tanınan 'Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti' bulunuyor.
Adanın tamamı 2004 yılında Avrupa Birliği'ne katıldı, ancak Kıbrıs Cumhuriyeti'nin etkin kontrol uygulamadığı bölgelerde AB hukuku askıda kalmaya devam ediyor. Kıbrıs Cumhuriyeti, 2026 yılının başında AB dönem başkanlığını üstlenmişti.
Geçmiş müzakerelerdeki temel anlaşmazlık noktalarından biri, Türkiye'nin garantör güç olarak gelecekteki rolü oldu. Kıbrıslı Rumlar herhangi bir devam eden Türk askeri veya siyasi varlığını reddederken, Kıbrıslı Türkler bunu hayati olarak görüyor.
Crans Montana'dan 'Guterres Plus'a
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik son büyük girişim Temmuz 2017'de İsviçre'nin Crans Montana kentinde çöktü.
Görüşmeler; güvenlik, garantiler, askeri varlık, siyasi eşitlik ve yetki paylaşımı gibi temel konularda anlaşmaya varılamaması nedeniyle başarısız oldu. O tarihten bu yana benzer ölçekte bir resmi müzakere süreci başlatılamadı.
Son günlerde Kıbrıslı ve Türk medyasında, bu görüşmeler sırasında Guterres tarafından sunulan çerçevenin güncellenmesine yönelik spekülasyonlar yer aldı.
Bazı haberler olası bir "Guterres Plus" yaklaşımına işaret ederken, diğerleri BM genel sekreterinin önceki müzakere kazanımlarını korumak ve yeni bir gayrıresmi genişletilmiş toplantı için zemin hazırlamak istediğini öne sürüyor.
Ancak Birleşmiş Milletler, yeni bir yazılı öneri veya gözden geçirilmiş bir çerçeve yayınlamadı.
Guterres Misyonunun Gerçek Sınavı
Ziyareti sırasında Guterres, iki liderle ayrı ayrı ve ortaklaşa toplantılar, ayrıca müzakereciler, iki toplumlu teknik komiteler, sivil toplum temsilcileri ve barış gücü yetkilileriyle görüşmeler gerçekleştirecek.
Ziyaretin sonucu, toplantı sayısına veya diyaloğun sürdürülmesini destekleyen genel bir açıklamaya göre değerlendirilmeyecek.
Asıl sınav, iki tarafın müzakerelerin temeli konusunda ortak bir anlayış geliştirip geliştiremeyeceği, Türkiye'nin BM kararlarına dayalı bir süreci desteklemeye hazır olup olmadığı ve her iki toplumun somut adımlar üzerinde anlaşıp anlaşamayacağı olacak.
Bu koşullar olmadan, ziyaret bir atılımdan ziyade diplomatik temasın devam ettiğini teyit etmekle sınırlı kalabilir.