Bir orman fotoğrafına bakmak, beynin duygusal sıkıntıyla ilgili bölgelerindeki aktiviteyi değiştirmeye yetebiliyor. İtalyan araştırmacıların yaptığı bir çalışma, çoğu insanın içgüdüsel olarak bildiği bir şeyi bilimsel olarak doğruladı: Doğada bulunmak hislerimizi değiştirebilir. Deney, bu etkinin sadece kişisel tercih ya da güzel bir manzaranın verdiği hazdan ibaret olmadığını gösteriyor.
Frontiers in Psychology dergisinde yayımlanan araştırma, 53 genç yetişkinin bir dizi fotoğrafı izlemeden önce ve sonra beyin aktivitelerini inceledi. Katılımcıların yarısına doğal ortamlar, diğer yarısına ise kentsel alanlar gösterildi. Yeşil alan fotoğraflarına bakan grup, daha sonra daha olumlu duygular ve daha yüksek bir canlılık hissi bildirdi. EEG kayıtları ayrıca, duygusal işleme ve stresle ilişkili iki beyin bölgesi arasındaki iletişimde bir değişiklik olduğunu ortaya çıkardı.
Deney kasıtlı olarak basit tutuldu. Katılımcılara her biri 12 saniye boyunca 20 görüntü gösterildi. Görüntülere diledikleri gibi bakmakta serbest bırakıldılar, ardından ikinci bir beş dakikalık dinlenme EEG'si çekildi ve ruh halleriyle ilgili anketleri doldurdular.
Doğaya maruz kalan grup, kendilerini daha olumlu, 'enerji dolu ve canlı' hissettiklerini belirtti. Daha da dikkat çekici olanı, araştırmacılar beynin sol insula ve sol subgenual anterior singulat korteksi arasındaki bağlantıda bir azalma tespit etti. Bu iki bölge, duyguları işleme ve strese yanıt verme süreçlerinde rol oynuyor.
Bu bulgu, doğal ortamların onarıcı etkileri üzerine on yıllardır biriken araştırmalara yeni bir katkı sağlıyor.
1984 yılında Amerikalı çevre psikoloğu Roger Ulrich, bu alanda bir dönüm noktası olan bir çalışma yayımladı. Hastane kayıtlarını inceleyen Ulrich, safra kesesi ameliyatı geçiren ve odalarının penceresi ağaçlara bakan hastalarla, penceresi bir tuğla duvara bakan hastaları karşılaştırdı. Doğal manzaraya sahip olan hastaların ameliyat sonrası kalış süreleri daha kısaydı, hemşire notlarında daha az olumsuz yorum yer alıyordu ve daha az güçlü ağrı kesiciye ihtiyaç duyuyorlardı.
Çalışma sadece 46 hastayı kapsıyordu ancak o zamandan beri çok daha karmaşık hale gelen bir soruyu gündeme getirdi: Çevre sadece ruh halimizi mi etkiliyor, yoksa arkasındaki biyolojik süreçleri de etkileyebilir mi?
2015 yılında Stanford Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, 90 dakika boyunca doğal bir arazide ya da yoğun bir yol kenarında yürüyen kişileri inceledi. Doğa yürüyüşü yapanlar, olumsuz düşünceler üzerine tekrarlayan kafa yorma (ruminasyon) eğilimlerinin azaldığını ve bu düşünce kalıbıyla ilişkili bir bölge olan subgenual prefrontal kortekste aktivitenin azaldığını bildirdi.
İtalyan EEG çalışması konuya başka bir açıdan yaklaşıyor. Sadece beynin hangi bölgelerinin daha fazla veya daha az aktif olduğunu sormak yerine, bu bölgeler arasındaki bağlantılara bakıyor.
Insula, vücuttan gelen sinyalleri yorumlama ve duygusal olarak önemli bilgileri belirlemede rol oynar. Subgenual anterior singulat korteks ise duygusal düzenleme ve vücudun stresli olaylara verdiği tepkilerle ilgilidir. Araştırmacılar, bu iki bölge arasındaki alışılmadık derecede yüksek bağlantının daha önce stres sonrası olumsuz duygusal tepkilerle ilişkilendirildiğini belirtiyor. Katılımcılar doğa fotoğraflarına baktıktan sonra bu bölgeler arasındaki bağlantı azaldı.
Peki yeşilliklere bakmak neden herhangi bir fark yaratsın?
Bu alandaki araştırmaların çoğunu iki yerleşik teori şekillendirmiştir. Stres Azaltma Teorisi, doğal ortamların stresi hafifletmeye yardımcı olan otomatik fizyolojik tepkileri tetiklediğini öne sürer. Dikkat Restorasyon Teorisi ise farklı bir şey söyler: Doğa, beyne günlük yaşamın gerektirdiği sürekli ve kasıtlı dikkatten bir mola verir.

Aradaki fark önemlidir. Kalabalık bir cadde, trafiği, tabelaları, insanları ve gürültüyü takip etmemizi gerektirir. İş günümüzün büyük bir kısmı, ister okuyor, ister araba kullanıyor, ister mesajlara yanıt veriyor, ister ekranlar arasında geçiş yapıyor olalım, aynı seçici dikkati gerektirir. Doğal ortamlar ise aynı çabayı gerektirmeden dikkati üzerinde tutabilir. Psikologlar bu karşıtlığı 20. yüzyılın sonlarından beri inceliyor.
Yeni bulgular, ağaçlara bakmanın stresi, kaygıyı veya depresyonu tedavi edeceğini kanıtlamıyor. Ayrıca bir manzara resminin, gerçekten dışarıda olmakla aynı tepkiyi yarattığını da ortaya koymuyor.
Araştırma grubu genç ve nispeten küçüktü; ortalama yaş 21'in biraz üzerindeydi ve 53 katılımcıdan 42'si kadındı. Araştırmacılar ayrıca fotoğrafların izlenmesinin hemen ardından olanları kaydetti, bu nedenle deney nörolojik etkilerin ne kadar sürebileceği hakkında hiçbir şey söylemiyor. Bulguyu tam olarak anlamak için daha büyük çalışmalara ve daha gelişmiş beyin görüntüleme yöntemlerine ihtiyaç duyulacağını kabul ediyorlar.
Dikkate değer bir başka ayrıntı daha var. Katılımcılar, doğa görüntülerini kentsel fotoğraflara kıyasla daha hoş, daha parlak, daha tanıdık ve daha kaliteli olarak değerlendirdi. Güzellik, aşinalık ve doğa, bu tür bir deneyde kolayca birbirinden ayrıştırılamaz.