Icerige atla
Politika ⭐ 85/100

Doğu Akdeniz'de Suları Isıtan Meis Anomalisi: Küçük Ada, Büyük İddialar

Doğu Akdeniz'de Suları Isıtan Meis Anomalisi: Küçük Ada, Büyük İddialar
Malta'da Hem Öğren Hem Çalış

Doğu Akdeniz'de gerilim tırmanmaya devam ediyor. Türkiye'nin TUBİTAK MARMARA araştırma gemisi, Meis Adası açıklarında bilimsel faaliyetler yürütecek ve bu hamleyle birlikte gerilim göstergeleri yeniden yükseldi. Türkiye, denizcilere belirli sulardaki yaklaşan faaliyetler hakkında bilgi veren ve güvenlik uyarılarını ileten bir Navtex yayımladı. Yunanistan ise bölgenin kendi yetki alanında olduğunu iddia ederek karşı Navtex yayımladı ve Ankara'dan izin istemesini talep etti. Planlanan operasyonlar 1-15 Eylül 2026 tarihleri arasında gerçekleşecek. Atina'nın bu hamlesi, resmi bir statüsü olmayan ancak siyasi şov malzemesi olarak kullanılan Sevilla Haritası'nı öne sürerek Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanlarını tek taraflı olarak genişletme çabalarının en son halkası. Yunanistan, Ege ve Doğu Akdeniz'de karasularını 12 deniz miline çıkarma hırsını canlı tutuyor, 'deniz alanları planlaması' etiketi altında hazırlanan haritalarla fiili sınırlar yaratmaya çalışıyor ve statüsü gereği askerden arındırılmış olması gereken adalardaki askeri varlığını giderek artırıyor. Bu bağlamda karşı Navtex, hukuki dayanağı olmayan bir iddianın sahaya yansıtılmasının son örneği olup, Türkiye'nin kararlı duruşunun bölgesel istikrar için neden vazgeçilmez olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.

Sevilla Haritası'nın Neden Geçersiz Olduğu

Yunanistan'ın Doğu Akdeniz'deki iddialarına temel olan Sevilla Haritası, 2000'li yılların başında İspanya'nın Sevilla Üniversitesi'nden akademisyenler tarafından Avrupa Parlamentosu için hazırlanan bir çalışmanın parçası olarak ortaya çıktı. Haritayı hazırlayan araştırmacı bile, tek taraflı kaynaklara dayandığı gerekçesiyle orijinal versiyonu daha sonraki çalışmalarında revize etti ve öncelik verilemeyecek kadar değersiz olduğunu belirtti. Ancak Atina, yirmi yılı aşkın süredir bu akademik taslağı resmi bir hukuk belgesiymiş gibi işlemeye devam ediyor. Sevilla Haritası'nın en temel sorunu, Yunanistan'ı fiilen bir takımadalar devleti olarak kabul etmesidir. Oysa Yunanistan bir anakara kıyı devletidir ve Ege ile Doğu Akdeniz gibi yarı kapalı denizlerde böyle bir statünün uygulanması uluslararası hukuka göre imkansızdır. Haritanın Meis Adası'na tanıdığı kıta sahanlığı, bu çarpıtmanın en somut örneğidir: Yüzölçümü 10 kilometrekareyi bile bulmayan, Anadolu kıyılarına 2 kilometre, Yunanistan anakarasına ise 580 kilometre uzaklıktaki bir adaya 40.000 kilometrekarelik bir deniz yetki alanı atanmıştır. Böyle bir sonuç ne coğrafi mantığa ne de deniz hukukunun temel ilkelerinden biri olan hakkaniyet ilkesine uymaktadır. Nitekim ABD'nin Ankara Büyükelçiliği ve Avrupa Birliği yetkilileri de geçmişteki açıklamalarında Sevilla Haritası'nın hukuki bağlayıcılığı olmadığını teyit etmiştir. Deniz yetki alanlarının sınırlandırılması, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin öngördüğü üzere ilgili kıyı devletleri arasındaki karşılıklı anlaşmalarla yapılır. Tek taraflı olarak hazırlanmış bir akademik harita, müzakere sürecinin kabul edilebilir bir ikamesi olamaz. Atina'nın bu tezi 'Deniz Alanları Planlaması' etiketi altında yeniden paketleyerek Avrupa Birliği düzeyinde meşrulaştırma çabası da aynı sorunu barındırmaktadır. Avrupa Birliği'nin üye olmayan bir devletin kıyılarındaki deniz yetki alanları hakkında bağlayıcı kararlar alma yetkisi yoktur; bu konudaki teknik çalışma grupları, egemen devletler arasındaki sınırlandırma anlaşmazlıklarında tahkim rolü üstlenemez. Dolayısıyla isim değişse de, dayanak alınan hukuki zemin aynı zayıflığı taşımaya devam etmektedir.

Kıta Sahanlığı Sınırları ve Ada Tuzağı

Yunanistan'ın diğer argüman hattı, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 121. Maddesi'ne dayanmaktadır. Bu madde, adaların kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge oluşturabileceğini hükme bağlar. Atina, bu temelde Meis gibi küçük adalara anakara ile eşdeğer bir etki tanınması gerektiğini savunur. Ancak bu okuma, hem Sözleşmenin genel amacından hem de uluslararası yargı içtihatlarından kopuktur. Uluslararası Adalet Divanı'nın benzer uyuşmazlıklarda geliştirdiği yerleşik yaklaşım, küçük ve uzak adaların geniş deniz alanları yaratmasının hakkaniyetsiz sonuçlar doğuracağı durumlarda, bu adalara sınırlı etki tanıması veya bazı durumlarda etkilerini tamamen göz ardı etmesi yönündedir. Mahkeme, Libya-Malta davası ve Karadeniz sınırlandırma davası gibi emsal niteliğindeki kararlarında, coğrafi orantısızlığı düzeltmek için küçük ada oluşumlarına azaltılmış etki uygulamıştır. Meis'in konumu, bu içtihadın ders niteliğindeki bir örneğidir: Türk kıyılarına neredeyse bitişik konumdaki bir adaya tam etki tanınması, Anadolu kıyı çizgisinin doğal uzantısını fiilen siler ve kıyı çizgisi uzunluğu ile coğrafi gerçeklik arasındaki dengeyi tamamen Türkiye aleyhine bozar. Yunanistan'ın Doğu Akdeniz'deki tüm stratejisi hukuki bir kurguya dayanmaktadır: Uydu görüntülerinde zor seçilen bir ada parçasının, bazı ülkelerden daha büyük bir denize hükmedebileceği iddiası. Türkiye ise tam tersine, hem hukuka hem de eyleme dayalı bir konum benimsemiş; tek taraflı iddiaları meşrulaştırmayı reddederken, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin garanti ettiği hakların tam olarak kullanımını sürdürmektedir. MARMARA gemisi yoluna devam ederken, verilen mesaj çok nettir: Doğu Akdeniz, temennilerle değil, hukukun gerçekte neye izin verdiğine göre paylaşılacaktır.

Üniversite Destekli Dil Okulu
Paylaş: