Festival günü... Dino Haimandos, Gökçeada'nın sokaklarını süsleyen Rum Ortodoks ikonlarını ve adanın yetiştirdiği Fener Rum Patriği I. Bartholomew liderliğindeki dini geçidi büyük bir coşkuyla izliyor.
77 yaşındaki Haimandos, her yaz Türkiye'nin Ege kıyılarındaki bu adada büyüdüğü köye dönüyor. Kıbrıs'taki Rum ve Türk toplulukları arasında yaşanan çatışmaların ardından 1964 yılında gözyaşları içinde ayrılmak zorunda kaldığı bu topraklara, her fırsatta geri geliyor.
Her yıl 15 Ağustos'ta, dünya genelinde 300 milyon Ortodoks Hristiyan'ın ruhani lideri konumundaki 86 yaşındaki I. Bartholomew'un öncülük ettiği Meryem Ana Bayramı için adaya yüzlerce kişi akın ediyor.
Rumların İmroz olarak bildiği ada, bir zamanlar Rum nüfusun çoğunlukta olduğu, ancak sonradan Atina, Selanik ve daha uzak diyarlara göç etmek zorunda kaldıkları bir yer.
Şimdi ise adadaki Rum nüfusun kültürünün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğuna dair büyük endişeler var.
Üç yıllık Yunan-Türk savaşının bitiminden bir yıl sonra imzalanan 1923 Lozan Antlaşması kapsamında, Atina ile yeni kurulan Türk milleti kapsamlı bir nüfus mübadelesi gerçekleştirdi.
Ancak İstanbul'daki Rumca konuşan Hristiyan nüfus ile Gökçeada ve komşu ada Bozcaada (Rumca Tenedos), Trakya bölgesindeki Türkçe konuşan azınlıkla birlikte bu mübadeleden muaf tutuldu.
Yaklaşık 1,5 milyon Ortodoks Hristiyan Türkiye'den Yunanistan'a göç ederken, yüz binlerce Müslüman da Yunanistan'dan Türkiye'ye transfer edildi. Ancak çoğu zaten resmi mübadeleden önce yerinden edilmişti.
Birçoğu, yıllarca süren komşuluk ilişkilerinin ardından yurt edindikleri toprakları terk etmek zorunda kaldı. Bazı yerlerde topluluklar arası gerilim katliamlara kadar varırken, Gökçeada ve Bozcaada'da bir arada yaşam hiçbir zaman sorun olmadı. Ancak Atina'dan 59 yaşındaki iş insanı Kristo Vogiatzis, "Siyaset başka bir mesele" diyor.
'Burada hala kendimi evimde hissediyorum'
1964'te Kıbrıs'ta artan topluluklar arası şiddet olaylarının ardından Ankara, Gökçeada'daki Rum okullarını kapattı. Ertesi yıl, adanın en büyük köyü olan Dereköy yakınlarında kamulaştırılan arazilere bir açık cezaevi kurdu.
Bu adımdan tedirgin olan birçok aile eşyalarını toplayıp göç etti.
60'lı yaşlarındaki çoban Yorgi Baki, "Mahkumlar içki aramak için gelir, hırsızlık ve cinayetler olurdu... Bunları hatırlamak istemiyorum" diyor. Baki'nin kuzeni de bu olaylarda öldürülmüştü.
Vogiatzis, o zamandan sonra ortamın değiştiğini belirtiyor.
Agence France-Presse'e (AFP) konuşan Vogiatzis, "Rumları hedef almanın kabul edilebilir olduğuna dair sinyali verdiğiniz anda, onlara saldırmaya istekli insanlar her zaman olacaktır" diye konuşuyor.
13 yaşında İstanbul'a, beş yıl sonra da Sidney'e giden ancak Gökçeada ile bağlarını hiç koparmayan Haimandos, "Çok üzücüydü" diyor.
"Burada doğdum ve hala kendimi evimde hissediyorum. Sokakları, insanları seviyorum. Onlarla aynı okulda okudum, aramız çok iyiydi."
Göçler, 1974'te Türkiye'nin Atina destekli Rum cuntasının Kıbrıs'ı Yunanistan'a bağlama darbesinin ardından adaya askeri müdahalede bulunması ve nihayetinde adanın yaklaşık üçte birinin kontrolünü ele geçirmesiyle hız kazandı.
Kayıp bir topluluğu yeniden canlandırmak
Herkes için 15 Ağustos, her yıl yeniden bir araya gelinen, kilise çanlarının seslerinin ve Rumca selamlaşmaların havada yankılandığı gün.
I. Bartholomew, her yıl üç saat süren ayini yönetmek için adaya geliyor.
52 yaşındaki ada doğumlu şarkıcı Stelyo Berber, hem Rum ruhunu hem de bir zamanlar bu topraklarda yaşayan topluluğu yeniden canlandırmayı umuyor.
Her akşam, eşi Pelin ile birlikte Patrik'in memleketi Zeytinliköy'de işletmeleri taş tavernada, sürgünlük, kayıp vatanlar ve karşılıksız aşkların "Rum blues'u" olarak bilinen sevilen "rebetiko" şarkılarını seslendiriyorlar.
Müşterilerini etkilemek için Rumca ve Türkçe arasında geçiş yapan Berber, İstanbul ve Ankara'da büyüdükten sonra beş yıl önce adaya dönüp yerleşmiş.
2013 yılında yarım asra yakın bir aradan sonra bir Rum okulunun yeniden açılmasıyla birlikte, "yaklaşık 600 Rum burada yaşamak için geri döndü" diyen Berber, bu sayının 2005 yılındaki 70'in altındaki rakamlardan arttığını belirtiyor.
Ancak yaz aylarında 30 bine ulaşan 11 binden fazla sakinin yaşadığı bir ada için bu hala mütevazı bir sayı.
İnsanları geri getirmek için gösterdiği tüm çabalara rağmen, zaman onun aleyhine işliyor.
"Kültürümüz yok oluyor" diyor.
Keçilere terk edildi
Vogiatzis, çocuklarının adadaki evi devralmakla hiç ilgilenmediğini belirterek, "Burası bizim tarihimiz değil. Biz Rumız" diyor.
İstanbul'daki arkadaşları da ona ne zaman satmayı planladığını sorup duruyor.
"Fiyatlar uçtu, herkes bir taş ev istiyor" diye ekliyor.
Bir zamanlar adanın en zengin yeri olan Dereköy ise tamamen terk edilmiş ve harabeye dönmüş durumda; sadece çoban Yorgi'nin keçilerine kalmış.
Benzer hikayeler, sadece 15 Rumun kaldığı ve hepsinin de yaşlı olduğu komşu ada Bozcaada'da da yaşandı. İstanbul'a üç saatlik araç ve 30 dakikalık feribot yolculuğuyla ulaşılan ada, anakara turistleri arasında çok daha popüler.
Hakan Gürüney, 1980'lerde İstanbul'dan Bozcaada'ya taşındı ve küçük bir özel müze kurarak onlarca yıldır adanın anılarını yaşatmaya çalışıyor.
Müzede, şeker ambalajlarından dantellere, dua kitaplarından 1915 Çanakkale harekatı sırasında adada konuşlanan Fransız askerlerinin kartpostallarına kadar günlük hayata dair hatıralar sergileniyor.
Sokak kafesinden efsanevi Rum aktris ve şarkıcı Melina Mercouri'nin sesi yükselirken Gürüney, "Rumları kovduk ve şimdi restoranlarında onların şarkılarını çalıyoruz" diye iç çekiyor.
Agence France-Presse