Lefkoşa – Deutsche Welle’in kapsamlı haberine göre Kıbrıs, İsrail turistleri ve yatırımcıları için bir destinasyon olmasının ötesinde, giderek kalıcı olarak yerleşmek isteyen İsrailliler için de bir merkez haline geliyor.
Alman yayın kuruluşu, adada artan İsrail varlığını, İsrail menşeli mülk alımlarını ve büyük yatırımları, Kıbrıs’ta konut piyasası, arazi fiyatları ve üçüncü ülke vatandaşlarının satın alma ölçeği üzerindeki etkisine ilişkin siyasette ortaya çıkan tartışmayı belgeliyor.
DW’ye göre, 7 Ekim 2023 saldırısının ardından İsrail’de yaşanan belirsizlik ve sonrasında gelen savaşlar, ülkedeki durum daha da kötüleşirse Kıbrıs’ı alternatif bir seçenek olarak gören İsraillilerin sayısını artırdı.
Kıbrıs “Plan B” olarak
Deutsche Welle’e isimsiz konuşma şartıyla bilgi veren birkaç İsrailli, Kıbrıs’ı olası bir “Plan B” olarak tanımladı.
Onlardan biri, Limassol ilçesinde büyük bir konut sitesinde yakın zamanda ev satın aldığını belirterek, İsrail’deki durum daha zor hale gelmesi halinde ikinci bir seçeneğe sahip olmak istediğini söyledi.
Bir diğeri iki ülke arasındaki yakınlığa dikkat çekti; Kıbrıs’ın yaklaşık 40 dakikalık uçuş mesafesinde olduğunu ve benzer iklim ve manzaraya sahip olduğunu kaydetti. Üçüncüsü ise taşınmasını iş faaliyetlerine bağladı ve bir dizi İsrail şirketinin operasyonlarının bir kısmını Kıbrıs’a taşıdığını, böylece Avrupa Birliği pazarına erişimin kolaylaştığını söyledi.
3 bin aile ve binlerce mülk
DW’nin aktardığı İsrail medyasındaki tahminlere göre Kıbrıs’ta kalıcı olarak yaşayan en az 3 bin İsrail ailesi bulunuyor ve bu sayı her yıl birkaç yüz kişi artıyor.
Aynı zamanda İsrail medyasındaki haberler, adada kalıcı olarak yaşamayan ancak Kıbrıs’ta mülkü bulunan İsraillilerin çok daha büyük bir sayısına işaret ediyor. DW’ye göre İsrail Hayom’un verdiği rakam yaklaşık 20 bin.
Parlamentoya sunulan Kıbrıs Arazi Sicili verilerine göre, 2021 ile 2024 arasında Larnaca, Paphos ve Limassol ilçelerinde İsrail alıcıları arasında toplam 3 bin 851 gayrimenkul devri ve satış sözleşmesi kaydedildi.
İsrail ilgisi daireler ve tatil evlerinin ötesine uzanıyor. Deutsche Welle, İsrail otel grubu Fattal’ın yatırımlarını öne çıkarıyor; bu yatırımların yüz milyonlarca avro olduğu tahmin ediliyor ve Limassol, Paphos ve Larnaca’daki otel mülklerini kapsıyor.
Larnaca’da raporda tarihi Palm Beach otelinin yeniden geliştirilmesi de yer alıyor; yatırım tutarı 110 milyon avrodan fazla. Yaklaşık 40 milyon avroluk Aqua Residences projesi de kıyı şeridi boyunca iki 15 katlı kule inşa edilmesini öngörüyor.
Limassol’da DW, terk edilmiş Trozena topluluğunu yaklaşık 60 evi restore ederek canlandırma, turizm tesisleri, bir kamp alanı ve bir şarap imalathanesi oluşturma planını yapan bir İsrail yatırımcısına odaklanıyor.
Alman yayın kuruluşuna göre proje Natura 2000 alanı içinde yer alıyor ve gerekli planlama ve inşaat izinleri alınmadan çalışmalara başlandığı iddiasıyla ilgili makamların tepkisine ve soruşturmasına yol açtı.
Sinagoglar, kosher restoranlar ve 1.500 öğrenci kapasiteli okul
Yatırımların yanı sıra, DW’ye göre İsrail varlığının kalıcılığı günlük yaşamda giderek daha görünür hale geliyor.
Larnaca, Limassol ve Paphos’ta İsrail toplumuna yönelik ibadethaneler, işletmeler ve hizmetler gelişiyor; kosher restoranlar da bunlara dahil.
Kıbrıs sokaklarında İbranice reklamlar da görülmeye başlandı; İsrail seçmenlerine yönelik Gadi Eisenkot’un partisi için son dönemde seçim billboardları da çıktı.
DW, Polemidia’daki planlanan özel Yahudi okulunu kalıcı yerleşimin belki de en açık göstergesi olarak tanımlıyor. Okulun 1.500 öğrenciye kadar kapasitesi olması bekleniyor.
Rapor, gayrimenkul piyasasındaki artan yabancı varlığın Kıbrıs’ta siyasal bir mesele haline geldiğini belirtiyor.
DW özellikle AKEL Genel Sekreteri Stefanos Stefanou’nun yabancılara toprağın kontrolsüz satışına ilişkin endişelerini ve AP milletvekili ve Doğrudan Demokrasi lideri Fidias Panayiotou’nun Kıbrıs ekonomisinin İsrail sermayesine aşırı bağımlı hale geldiği yönündeki görüşünü öne çıkarıyor.
Kıbrıs’taki İsrail Büyükelçisi Oren Anolik, aşırı İsrail etkisi iddialarını reddediyor ve Kıbrıs’ta yaşayan ve iş yapan İsraillilerin adanın sosyal ve ekonomik dokusunun bir parçası haline geldiğini savunuyor. Ayrıca belirli bir milliyeti hedef göstermenin antisemitik kalıpları güçlendirebileceği uyarısında bulunuyor.