ANKARA — Yunan heyeti, Ankara'daki NATO Zirvesi'ne katılımını net bir diplomatik iz bırakarak tamamladı. Başbakan Kiryakos Miçotakis, uluslararası sahneyi kullanarak müttefiklere, bir üye ülke diğerine savaş tehdidi yönelttiği sürece İttifak içinde gerçek bir uyumun mümkün olamayacağını hatırlattı.
Miçotakis'in Türkiye'nin 'casus belli'sine yaptığı atıf, Yunanistan'ın zirvedeki en güçlü siyasi mesajı oldu. Başbakan, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 1995 tarihli kararını 'tarihsel bir anormallik' olarak tanımladı ve Yunanistan'a yönelik savaş tehdidini sürdürmenin hem NATO ilkeleriyle hem de Türk-Yunan ilişkilerinde geliştirilmeye çalışılan atmosferle bağdaşmadığını vurguladı. Miçotakis, bu konuyu bizzat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la da görüştüğünü ve böyle bir tehdidin iki müttefik arasında yeri olmadığına inandığını ifade etti.
Zirvedeki ikinci büyük konu, Amerikan F-35 savaş uçaklarıyla ilgili gelişmeler oldu. ABD Başkanı Donald Trump'ın Türkiye'ye yönelik yaptırımların gözden geçirilmesi ve uçak tedarik sürecinin yeniden başlatılması olasılığına ilişkin açıklamaları, Atina'da yeni bir endişe dalgası yarattı. Yunan hükümeti yüksek perdeden bir söylemden kaçınıyor; ancak Ankara'nın uçakları almasının önünde, doğrudan Türkiye'nin Rus S-400 sistemlerini satın alması ve ABD Kongresi'nin bu konudaki kararlarıyla bağlantılı ciddi yasal ve siyasi engellerin bulunduğunu hatırlatmayı gerekli görüyor.
Miçotakis, ABD'ye nasıl bir politika izlemesi gerektiğini dikte etmeye kalkışmadı. Ancak, alınacak herhangi bir kararın, özellikle de bir NATO üyesine karşı resmi savaş tehdidini sürdüren bir ülke söz konusu olduğunda, tüm müttefiklerin meşru endişelerini dikkate alması gerektiğini açıkça belirtti. Bu tutum, hem Washington'a hem de Avrupa başkentlerine yönelikti.
Yunanistan Başbakanı aynı zamanda ülkesinin savunma programlarındaki önemli ilerlemeye dikkat çekti. İlk Yunan pilotların 2027'de F-35 eğitimine başlayacağını, Yunanistan'ın F-16 filosunun Viper konfigürasyonuna yükseltilmesinin devam ettiğini ve Rafale uçaklarının Yunan Hava Kuvvetleri'ne tamamen entegre edildiğini söyledi. Atina böylece, ABD-Türkiye görüşmelerinden bağımsız olarak, caydırıcılık kapasitesini istikrarlı bir şekilde güçlendirdiğini göstermeye çalıştı.
Zirve görüşmelerinin önemli bir kısmı NATO'nun yeni güvenlik mimarisine ayrıldı. Avrupa ülkelerinin savunma harcamalarında daha büyük bir yük üstlenmeleri istendi. Yunan hükümeti, bu yeni döneme güvenilirlik açısından girdiğine inanıyor; çünkü Yunanistan, GSYİH'sının önemli bir yüzdesini sürekli olarak savunmaya ayıran ülkeler arasında yer alıyor ve bu da İttifak'ın geleceğini şekillendiren kararlarda söz sahibi olmasını sağlıyor.
Türk tarafından Erdoğan, Yunanistan'ın Türkiye'nin savunma kabiliyetlerinin güçlendirilmesine karşı çıkmaması gerektiğini savundu ve F-35'lerle ilgili görüşmelerin ilerlemesi konusunda iyimser olduğunu ifade etti. Erdoğan ayrıca 'casus belli'nin önemini küçümsemeye çalıştı.
Atina'da ise zirvenin değerlendirmesi olumlu. Hükümet yetkilileri, Yunanistan'ın Doğu Akdeniz'de güvenlik ve istikrarla doğrudan ilgili konuları, kısır bir Yunan-Türk çatışmasına düşmeden müttefiklerin masasına geri getirmeyi başardığı görüşünde. Jeopolitik dengelerin hızla değiştiği ve Washington-Ankara ilişkilerinin yeniden tanımlandığı bir dönemde Atina, Yunan pozisyonlarının müttefik karar alma mekanizmalarının merkezinde sağlam bir şekilde kalmasını sağlamaya çalışıyor.