Icerige atla
Genel ⭐ 82/100

Ortadoğu'daki Savaş Sonrası Yunanistan İçin Riskler ve Fırsatlar

Ortadoğu'daki Savaş Sonrası Yunanistan İçin Riskler ve Fırsatlar
Havuz Partisi + İngilizce

Yunanistan, Ortadoğu'daki son savaştan doğru dersler çıkarmak ve gereken yerlerde dış politikasını yeniden ayarlamak zorunda. ABD ve İsrail'in İran karşısındaki ezici askeri üstünlüğü, ilk operasyonlarda etkileyici sonuçlar alınsa da Tahran'ın direncini kırmaya yetmedi. İran rejimi, sorumluluk pozisyonlarındaki isimler değişmiş olsa da yerinde kaldı; üstelik daha sert bir versiyonuyla. Daha sonra Amerikalılar ile İsraillilerin görüş ve hedefleri arasında bir uçurum oluştu ve Tahran bunu müzakereler sırasında kullandı.

Savaş, dünyanın geri kalanının haberi olmadan iki müttefikin ortak hareketiyle başladı ve bu aşamada ikiliden birinin kararıyla sona erdi; diğeriyse ateşkes anlaşmasının şartları konusunda ciddi endişe duyuyor.

Bu durum, özellikle kritik seçimler öncesinde ABD ve İsrail'de iç düzensizlik koşulları yaratırken, bölgesel ölçekte de kısmi bir düzensizliğe yol açıyor. Zira İran'daki teokratik rejim devrilmedi ve İsrail, çoğu Arap ülkesinden daha da uzaklaştı; bu ülkeler İsrail'i krizin başlıca sorumlusu olarak görüyor.

Öte yandan, Başkan Donald Trump'ın seleflerinin İsrail'i savunma stratejisi izlediği, gerektiğinde İsrail'i kendi kötü tercihlerinden ve liderliğinin bazı akılsız kararlarından koruduğu görülüyor. Trump ise İsrail'e daha çok içgüdüsel olarak destek veriyor ve bariz şekilde daha sabırsız. Onun kılavuzu, her silahlı çatışmanın mümkün olan en hızlı şekilde sona ermesi ki işler yoluna girsin. Dolayısıyla Trump, Ortadoğu krizini arkasında bırakıp Ukrayna savaşını da bir şekilde bitirmenin yolunu bulursa, gözünü Doğu Akdeniz'e çevirebilir. Bu bölgede, özellikle hidrokarbonların araştırılması ve işletilmesinin önündeki pratik (ille de yasal olmayan) engelleri kaldırmaya yönelik yoğun süreçler yaşanıyor. ABD, Yunanistan'a ağırlıklı olarak Libya ile ilgili bir mutabakat zaptı önerebilir; ancak bu, deniz yetki alanlarının sınırlandırılması sorununu çözmeyecektir.

Ortadoğu'ya dönecek olursak, Yunanistan'ın İsrail'le stratejik ilişkiye yaptığı yatırım değişmedi. Ancak İsrail artık her zamankinden daha yalnız, nüfuzu azalıyor ve aralarında Türkiye ile AB'nin de bulunduğu bölgesel güçlerin baskısı altında.

ABD'de bile birçok Yahudi ve İsrail yanlısı lobinin bir kısmı, İsrail'in mevcut liderliği altında çekici bir ortaktan ziyade itici bir rakip gibi göründüğünü düşünüyor. Türk liderliği ile çeşitli Arap muhatapları arasındaki karşılıklı güvensizliğin yerini, İsrail'in istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda ortak bir anlayışa bırakması ve tarafları birbirine yakınlaştırması tesadüf değil.

Dış politikamızda haklı olarak -her ne kadar gecikmiş olsa da- bir dengeleme yapıyor, bölgedeki Arap ülkeleriyle bağlarımızı güçlendiriyoruz. Ancak çoğu Arap ülkesi için İsrail'in artık sorunun bir parçası olduğunu akılda tutmalıyız. Arabuluculuğun giderek daha gerekli hale geldiği ve hızla bir meta haline geldiği bu dönemde, arabulucu bir rol geliştirmeyi düşünmeliyiz.

Trump yönetimindeki ABD tamamen güvenilir bir müttefik olarak görülmese de Yunanistan, kendisinden talep edilen kolaylıkları ve hizmetleri sağlayarak Trump'ın hedefi olmaktan kurtulmayı başardı. Hürmüz Boğazı çevresindeki geniş bölgeye deniz kuvvetleri gönderilmesine karar verilirse Atina ön saflarda yer almayı planlıyor.

Bizim için çok önemli olan, doğrudan coğrafi çıkar alanımız dışındaki çeşitli misyonlara daha aktif katılım yönünde paradigma değişikliğine gitmek; bu bize bir rol kazandırıyor. Özellikle deniz geçişleri söz konusu olduğunda bu geçerli. Enerji ağları, ulaşım ağları ve yeniden düzenlenen tedarik zincirleri önümüzdeki yıllarda küresel toplumu meşgul edecek ve Yunanistan bu konuda inisiyatif alabilecek konumda.

Ayrıca, hızla değişen uluslararası ortamda Avrupa'nın sarsılan konumuyla ilgili tartışmalara aktif olarak katılmalı ve kendi pozisyonlarımızı savunmalıyız. 2027'nin ikinci yarısında AB Konseyi dönem başkanlığını üstlenmek iyi bir fırsat. Son olarak, İran'la ve Rusya'yla ilişkilerimizi yeniden canlandırmalıyız.

Constantinos Filis, Amerikan Koleji'nde (ACG) doçent ve Küresel İlişkiler Enstitüsü'nün direktörüdür.

Gece Eğlen, Gündüz Öğren
Paylaş: