Limanın birkaç adım ötesinde, rengârenk kaikia balıkçı teknelerinin hafif uğul tusunun duyulduğu Karaoli Meydanı, ılık bir öğleden sonra Kavala yerlilerinin serinlemek için tercih ettiği yer. Öğle uykusunun ardından veya sahilde bir serinleme molasından sonra, portakal ağaçlarının gölgesindeki açık hava kafelerinden biri olan Flery'de onları frappe, soğuk bira veya meyveli bir kokteyl keyfi yaparken bulabilirsiniz. Resmi olarak bir şehir olmasına rağmen, Kavala'nın ritmi daha çok bir kasabayı andırıyor; büyük şehirlerin karmaşası ve koşuşturmacasından uzak, daha yavaş bir tempoya sahip. Burada herkes komşusunu tanıyor ve sürücüler yayalara memnuniyetle yol veriyor.
Karaoli Meydanı'nda bir molaYunanistan'ın ikinci büyük şehri Selanik'ten hafta sonu kaçamakları için popüler bir destinasyon olan Kavala, doğal amfitiyatro şekli sayesinde hemen her noktadan Kuzey Ege'nin pırıl pırıl manzaralarını sunuyor. 30 yıl önce kentin ilk yelkencilik okulu Aegeas Yachting'i kuran Stathis Sofitsis, “Deniz çok yakın. Harika bir plaja gitmek için arabanıza bile ihtiyacınız yok” diyor.
Sofitsis, bugün yat kiralama işinin yanı sıra yıllık Balkan Dostluk Yarışı'nı düzenliyor ve 2016'da genişletilen yat marinasındaki Kavala Deniz Kulübü'nden yelkencilik dersleri veriyor. Hemen yanı başındaki Psaraki adlı restoranda günün taze balıkları servis ediliyor; asma yaprağına sarılı sardalyaları ve marine edilmiş ahtapotu, ancak güneşin yıprattığı eski kent Panagia'ya bakan manzarasıyla kıyaslanabilir.
Kavala'nın eski kentinden bir görünümArnavut kaldırımlı sokakları ve rengârenk eski konaklarıyla Panagia'ya çıkan yol, tam anlamıyla bir kartpostal gibi. Aynı zamanda ziyaretçilerin kent üzerindeki tarihi etkisine tanıklık etmek için de eşsiz bir bakış noktası. Kavala'nın simgesi konumundaki antik kalenin yakınında, üç katlı ve güzelce korunmuş bir Osmanlı su kemeri yükseliyor. 16. yüzyıldan kalma Halil Bey Camii ise bir Bizans kilisesinin temelleri üzerinde yer alıyor. Caminin zeminindeki bir cam panelin altında, bu güzel limana hükmetmiş diğer medeniyetlerin taş temelleri hâlâ görülebiliyor. Batıya bakan Imaret, tescilli bir Osmanlı binası olarak günümüzde 26 odalı bir otel olarak hizmet veriyor. Bölgeyi 35 yıllığına Mısır devletinden kiralayan ve kızıyla birlikte işleten Anna Missirian, “Kendimi bu inanılmaz yapının bekçisi olarak görüyorum. Orijinal avluları, kubbeleri ve hamamı koruduk. Burası küçük bir vaha” diyor.
Andreadis'ten bougatsa tatlısı