Fransa'da 5 Kasım'da yapılan büyük eylem, yaşananların hedefi ve geleceği olmayan suça meyilli gençlerin bir patlaması olmadığının en iyi kanıtı. Olan, güç dengesinde büyük ve kapsamlı bir değişim. Bunun temelinde, halkın alt tabakalarının ve orta sınıfın hayat pahalılığının patlamasına karşı ayaklanması yatıyor. Hayat pahalılığı hayatlarını giderek zorlaştırıyor ve gelecek konusunda karamsarlık yaratıyor. Bu ayaklanma aynı zamanda, hiçbir meşruiyeti olmayan bir hükümeti iktidarda tutmakta ısrar eden siyasi sistemin alaycılığına karşı yapılıyor. Hükümet de bu nedenle eylemlere giderek daha otoriter bir tavırla karşılık veriyor.
Bu durum, siyasi çekişmenin çoğu zaman küçümsenen temel bir boyutunu gözler önüne seriyor. Bir noktadan sonra kitlesel eylemler, toplumun öfkesini kaydetmenin ve çoğu zaman yatıştırmanın yolu olmaktan çıkıyor. Bu eylemler, daha geniş siyasi güç dengesinin değiştiği alan haline geliyor.
Bu durum akla yatkın. Çünkü eylem sayesinde insanlar, umutsuzluk ve kaygılarında yalnız olmadıklarını fark ediyor. Aynı sorunları ve kaygıları yaşayan başka insanlarla birlikte hareket edip mücadele edebileceklerini de görüyorlar. Ayrıca farklı bir özgüven kazanıyor ve işlerin daha iyiye doğru değişebileceğine dair güven duyuyorlar.
Bu da, bu kadar büyük eylemlere katılan insanların başka siyasi tercihler yapmayı düşünmeye başlamasına yol açıyor. Bu değişimi gerçekten programının merkezine koyan siyasi oluşumları destekleme ihtimalini tartmaya başlıyorlar. Ama en önemlisi, bu tür büyük eylemler insanların kendisini değiştiriyor. İnsanları hayatlarını farklı düşünmeye ve değerlerini ile idealleri yeniden sıralamaya daha istekli hale getiriyor.
Ancak tüm bunlar yalnızca tutum ve zihniyet değişikliği anlamına gelmiyor. Alt tabakalar farklı oy vereceği için yeni bir siyasi manzara oluşacak ve bunun sonucunda yeni bir hükümet olasılığı ortaya çıkacak.
Ülkemiz belki henüz bu durumda değil, ama şimdilik durum böyle. Hem büyük bir hoşnutsuzluk ve öfke var, hem hükümetin meşruiyet krizi var, hem de eyleme geçme isteği var. Bu isteğin patlayıcı bir biçim almasa bile var olduğu açık. Tıpkı farklı bir siyasetin, bu kaygılara yanıt verebilecek bir siyasetin açıkça aranması gibi.
Dolayısıyla ülkemizde de siyasi değişim çoktan başladı. Çünkü güç dengesi, insanların yaşadığı, çalıştığı, okuduğu, hayal kurduğu, kaygılandığı ve mücadele ettiği toplumun içinde değişiyor. Bu değişim sokakta giderek daha belirgin biçimde kendini gösterecek ve sonunda sandıkta da onaylanacak.
Toplumlar yönlerini kolay kolay değiştirmez. Ama değiştirdiklerinde bunu çarpıcı, kararlı ve sonunda geri dönülmez bir biçimde yaparlar. O zaman, bugün Yeni Demokrasi (ND) hükümetinin ve Kiryakos Miçotakis'in sonsuza dek iktidarda kalmasını hayal edenler ve bunun için çalışanların hepsi nereye saklanacaklarını bulmaya çalışacak.