Yunanistan, yasa dışı kitlesel göç sorunuyla ciddi şekilde karşı karşıya. Yunan araştırmacı yazar İoannis Kolovos'a göre, 2023-2025 yılları arasında 150 binin üzerinde kişi yasa dışı yollarla ülkeye giriş yaptı. Bu göçmenlerin büyük çoğunluğunu ise Orta Doğu, Güney Asya ve Afrika kökenli, askerlik çağındaki Müslüman erkekler oluşturuyor.
Yunan basınındaki haberlere göre, 2015 yılındaki büyük göç krizinde en çok etkilenen Doğu Ege adalarının yerini artık Girit adası aldı. Geçen yıl yalnızca Girit'e 19 bin 800 kişinin çıkış yaptığı ve bunun ülke genelindeki toplamın yüzde 47'sini oluşturduğu kaydedildi. Bu kişilerin çoğunluğunun Sudan, Mısır ve Bangladeş'ten geldiği belirtiliyor. Geçtiğimiz mayıs ayında ise yalnızca bir günde 600 göçmenin Girit'e ayak bastığı ifade ediliyor.
Selanik Makedonya Üniversitesi Balkan, Slav ve Doğu Araştırmaları Bölümü'nden doktoralı olan İoannis Kolovos, yıllardır bu göç olgusunu araştırıyor. Araştırmaları milliyetçilik, Yunanistan ve Avrupa'daki popülist sağ partiler üzerine yoğunlaşan Kolovos, Yunanistan'ın göç politikası ve çok kültürlülük üzerine kitaplar da kaleme aldı. Kolovos, europeanconservative.com'a yaptığı kapsamlı açıklamalarda Yunanistan'daki kitlesel göç sorununu, milliyetçilik kavramını ve olası çözüm önerilerini değerlendirdi.
Yunanistan'ın mevcut nüfusunun 10,5 milyon olduğunu belirten Kolovos, ülkenin demografik gidişatının oldukça olumsuz olduğunu söylüyor. Nüfusun yaşlandığını ve doğum oranının nüfusun kendini yenileme seviyesinin altında olduğunu vurgulayan Kolovos, bunu Yunanistan'ın karşı karşıya olduğu en büyük tehdit olarak nitelendiriyor. Kadın başına 1,3 olan doğum oranının, nüfusun yenilenmesi için gereken 2,1'in oldukça altında olduğuna dikkat çeken araştırmacı, yerel nüfusun yavaş ama istikrarlı bir şekilde tükenmekte olduğunu ifade ediyor. 2010'lardaki borç krizi sırasında yüz binlerce gencin daha iyi bir gelecek için Yunanistan'ı terk ettiğini hatırlatan Kolovos, ülkenin iki yönlü bir sorunla karşı karşıya olduğunu belirtiyor: yaşlanan ve azalan yerli nüfus ile artan ve ülkeye yerleşen genç göçmen nüfusu.
Son üç yılda (2023-2025) 150 binden fazla kişinin kayıt altına alındığını belirten Kolovos, yıllara göre şu rakamları paylaştı: 2023'te 46 bin 95, 2024'te 59 bin 176 ve 2025'te 48 bin 298 kişi. Elbette tespit edilemeyen ve bu verilere dahil olmayan kayıt dışı girişlerin de olduğunu söyleyen araştırmacı, gerek merkez sol gerekse merkez sağ hükümetlerin yasa dışı göçle mücadelede başarısız olduğunu ve birçok kez yasallaştırma girişimleriyle bu durumu ödüllendirdiğini ifade etti.
Artış gösteren ve ağırlıklı olarak Müslümanlardan oluşan yasa dışı göçün, Yunanistan'da yerel halktan kültürel olarak uzak toplulukların yerleşmesine yol açtığını belirten Kolovos, bu kişilerin büyük bölümünün Yunan toplumuna entegre olamayacağını söylüyor. Son 35 yıldaki tüm Yunan hükümetlerinin yasa dışı göç konusunu yanlış yönettiğini kaydeden araştırmacı, bunun Yunanistan'ı etnik ve dini açıdan neredeyse homojen bir ülkeden nüfusunun yaklaşık yüzde 10'unun yabancı olduğu bir ülkeye dönüştürdüğünü ifade ediyor.
Yasa dışı göçmenleri yasallaştırmayı "en kötü çözüm" olarak niteleyen Kolovos, bunun yasayı çiğneyenleri ödüllendirmek anlamına geldiğini söylüyor. "Bu, ülkeyi yeni yasa dışı göçler için bir mıknatısa dönüştürüyor. Bu nedenle bir yasallaştırmanın ardından birkaç yıl sonra bir başkası geliyor. Yunanistan'da 90'ların ortasından bu yana en az beş yasallaştırma girişimi oldu."
Kamuoyunun sorunun boyutunun farkında olduğunu belirten araştırmacı, yirmi yıl öncesine dayanan kamuoyu yoklamalarının Yunanların çoğunluğunun kısıtlayıcı bir politika ve yasa dışı göçmenlerin ülkelerine geri gönderilmesinden yana olduğunu gösterdiğini söylüyor. En son yapılan bir anketin, Yunanların yüzde 55,3'ünün yasa dışı göçmenler için Afrika'da geri dönüş merkezleri kurulmasını desteklediğini ortaya koyduğunu aktaran Kolovos, ancak çoğu Yunan için göç politikasının oy vermede ana kriter olmadığını, bunun da ana akım partilerin yasa dışı göç konusunda yarım önlemlerle veya göç yanlısı politikalarla sıyrılmasına olanak tanıdığını ifade ediyor.
İnsanların tehlikeleri anlamadığından değil, çoğunluğun doğrudan etkilenmemesinden kaynaklandığını söyleyen Kolovos, Atina'nın merkezindeki gettolaşmış bölgelerde yaşayanların sorunun farkında olduğunu, ancak diğer bölgelerdeki insanların göçü daha az acil bir sorun olarak gördüğünü ve ekonominin durumuna veya istihdam oranına göre oy kullandığını belirtiyor. "Uzun vadede göç ve demografik düşüş sorunları, Yunan ulusunun varlığını tehdit ettikleri için çok daha önemli hale gelecek."
Yasa dışı yollarla Yunanistan'a giren veya kalan hiç kimsenin sığınma başvurusu yapma veya çalışma hakkına sahip olmaması gerektiğini savunan Kolovos, "Tek hakları, ülkelerine tek yönlü bir bilet olmalı." diyor. Geri gönderilene kadar bu kişilerin ülkenin yasal sakinlerinden, ziyaretçilerden veya ikamet edenlerden ayrı tutulması gerektiğini ifade ediyor.
Milliyetçiliğin genel olarak hem bir ulusal aidiyet duygusu hem de bu duygudan türeyen bir ideoloji olarak tanımlandığını belirten Kolovos, bu ideolojinin ulusu en yüksek değere sahip ilke olarak ele aldığını söylüyor. Ortak soy, dil, din ve kültür bağlarıyla birbirine bağlı bir grup insanı 'ulus' olarak tanımlayan araştırmacı, "Ulus, 'aile'nin genişletilmiş bir biçimi olarak görülürse, milliyetçilik iyi bir şeydir çünkü grubu bir arada tutan bağları besler ve ulusal bağlamda dayanışmayı artırır." değerlendirmesini yapıyor. Evrimsel açıdan bakıldığında zihinlerimizin grup tercihi zihniyetiyle çalışmaya yatkın olduğunu hatırlatan Kolovos, milliyetçiliğin fanatizmle birleştirilmemesi gerektiğini, ancak bunun her ideoloji veya din için geçerli olduğunu vurguluyor.
Milliyetçiliğin yerel ve AB elitleri tarafından şeytanlaştırıldığını ve yanlış bir şekilde aşırıcılık veya faşizmle eşitlendiğini söyleyen Kolovos, hem Yunan hem de AB elitlerinin çok kültürlü ve kozmopolit bir dünya görüşünü teşvik ettiğini, bunun başarılı olması için ulusal kültürlerin ve bir ulusu birbirine bağlayan tüm bağların zayıflatılmasını gerektirdiğini belirtiyor.
Yunan kamuoyunun oldukça milliyetçi olduğunu, ancak çoğunluğun tutumunu tanımlamak için 'milliyetçilik' terimini kullanmayacağını belirten Kolovos, "Öncelikle Yunan olmaktan gurur duyuyorlar. Ulusal kimlikleriyle gurur duyuyorlar ve aile, din ve ulusal kültür gibi değerlere büyük saygı gösteriyorlar." diyor.
Başbakan olması halinde ülkenin elitlerinin çok kültürlülüğü bir nimet olarak gören kozmopolit dünya görüşünü değiştireceğini söyleyen Kolovos, bunun gerçekte toplumsal parçalanmaya, paralel toplumlara, sosyal uyumun azalmasına ve ulusal aidiyet duygusunun zayıflamasına yol açtığını ifade ediyor. Göçmen entegrasyonunun ancak çok küçük sayılardaki ve yerel halktan kültürel olarak uzak olmayan göçmenlerle başarılı olabileceğini savunan araştırmacı, Yunanistan'da bu ön koşulların hiçbirinin karşılanmadığını belirtiyor. Britanya, İsveç, Hollanda, Belçika, Fransa veya Almanya'da izlenen tüm entegrasyon politikalarının başarısız olduğunu çünkü iki kriterin (çok küçük sayılar ve kültürel yakınlık) karşılanmadığını vurgulayan Kolovos, "Umut, bir ülkenin göç politikasına rehberlik etmemeli. Umarım Avrupa için bu farkındalık çok geç gelmemiştir." diyerek sözlerini tamamlıyor.