Ankara'nın son hamleleri, Ege ve Doğu Akdeniz'deki gerilimi tırmandırıyor. Atina bu adımlara diplomatik yollarla karşılık verirken, önümüzdeki aylarda yaşanacak iki kritik gelişmeye de şimdiden hazırlanıyor.
Türkiye, son haftalarda Yunanistan'a yönelik söylem ve eylemlerini ciddi anlamda sertleştirdi. Ankara, sadece sözlü açıklamalar ve diplomatik protestolarla yetinmeyerek işi denizdeki fiili faaliyetlere, yeni NAVTEX ilanlarına ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın doğrudan konuya müdahalesine kadar taşıdı.
Gerilim, 15 Ağustos tatil döneminin hemen ardından Ankara'nın yeni deniz alanı kısıtlamaları ilan etmesiyle başladı ve giderek daha iddialı adımlarla devam ediyor.
Yaklaşık iki buçuk haftalık süreçte Türkiye, Dışişleri ve Savunma bakanlıklarından yapılan açıklamaları, Ege ve Doğu Akdeniz'deki tartışmalı deniz alanlarına yönelik iddialarını güçlendirmeye yönelik fiili adımlarla birleştirdi.
Bu süreçteki en dikkat çekici gelişmelerden biri, Türkiye'nin NAVTEX ilan etmesi ve TÜBİTAK Marmara araştırma gemisini Meis Adası'nın (Kastellorizo) güneyine göndermesiydi.
Gemi, Türkiye'nin kendi ilan ettiği deniz kısıtlama alanları içine dahil ettiği bir bölgede, yani Meis'in güneybatısındaki sularda çarşamba gününe kadar faaliyet gösterdi.
Ankara ayrıca diplomatik cepheyi de harekete geçirdi ve Yunanistan'ın turizm, yenilenebilir enerji ve sanayi alanlarındaki Özel Mekânsal Planlama Çerçeveleri gerekçesiyle Atina'ya resmi bir diplomatik nota sundu.
Ardından sahneye bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan çıktı.
Erdoğan'ın uyarısı tansiyonu yükseltti
Erdoğan'ın, Yunanistan'dan Ege adalarındaki askeri varlığı sonlandırmasını istemesi, Atina yönetimi tarafından doğrudan bir gerilim tırmanışı olarak değerlendirildi.
Bu çıkışın zamanlaması da bir hayli dikkat çekiciydi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu sert açıklamaları Yunanistan'ın son derece iddialı yeni entegre hava ve füze savunma programı olan “Aşil Kalkanı” (Achilles Shield) anlaşmasını imzalamasından sadece iki gün sonra yaptı.
Yunan yetkililer ve savunma analistleri, Erdoğan'ın bu çıkışının, Yunanistan'ın yeni çok katmanlı savunma mimarisinin geliştirilmesine bir tepki olup olmadığını değerlendiriyor.
Ankara'dan gelen bu mesajlar, Yunanistan'ın geniş bir hava ve füze tehdidi yelpazesine karşı koruma sağlamayı amaçlayan sistemlerle hava ve füze savunma kapasitesini güçlendirme hamleleriyle aynı zamana denk geldi.
Ancak Atina için asıl endişe kaynağı sadece sert söylemler değil.
Asıl soru, Türkiye'nin giderek saldırganlaşan siyasi dilini denizdeki fiili eylemlere dönüştürüp dönüştürmeyeceği.
İki büyük sınav kapıda
Mevcut gerilim hiçe sayılamaz; hele ki önümüzdeki aylarda yaşanması beklenen iki kritik gelişme göz önüne alındığında.
İlk sınav, Türkiye'nin “Mavi Vatan” doktrinini resmen yasal çerçevesine dahil etmeyi planladığı yasa çalışması.
Şu ana kadar sızan takvime göre, bu yasa tasarısı ekim ayı gibi erken bir tarihte Meclis'e gelebilir.
Atina, yasanın tam metnini çok yakından inceleyecek.
Yunan yetkililer, Ankara'nın giderek genişleyen deniz iddialarını, Türk devlet politikasının çok daha resmi ve saldırgan bir unsuruna dönüştürme niyetinde olup olmadığını anlamaya çalışacak.
İkinci büyük sınav ise Yunanistan-Kıbrıs elektrik bağlantı kablosu projesi ve kablo döşeme işlemlerinin beklenen şekilde yeniden başlamasıyla ilgili.
Türkiye, Doğu Akdeniz'deki enerji altyapısı projelerinin Ankara'nın onayı olmadan hayata geçirilemeyeceği fikrini defalarca dile getirdi.
Bu nedenle, projenin bundan sonraki aşaması, Türkiye'nin bu çalışmaya doğrudan müdahale edip etmeyeceğine dair kritik bir gösterge olacak.
Atina ayrıca, Ankara'nın projeyi yürüten Fransız şirketinden gelecek bir tür bilgilendirmeyle yetinip yetinmeyeceğini ya da Temmuz 2024'te İtalyan bayraklı Ievoli Relume gemisinin araştırma faaliyetlerini askıya aldıran türden taleplerine ve operasyonel hamlelerine geri dönüp dönmeyeceğini de yakından takip edecek.
Atina diplomasi yoluyla karşılık veriyor
Yunanistan, şu ana kadar ağırlıklı olarak diplomatik ve hukuki araçlara odaklanmış durumda.
Atina yönetimi, Türkiye'nin Kuzey Ege ve Doğu Akdeniz'deki deniz kısıtlama ilanlarına ilişkin iddialarını reddeden resmi bir protesto notası sundu.
Yunan tarafı, Türkiye'nin tek taraflı eylemlerinin hiçbir yasal sonuç doğuramayacağını ve Ankara'nın iddialarının uluslararası hukuka aykırı olduğunu savunuyor.
Yunan yetkililer, Türkiye'nin attığı adımların çoğunun deniz alanlarının statüsünde meşru bir değişiklik yaratmaktan ziyade, daha çok iç siyasete yönelik mesaj verme amacı güttüğünü de dile getiriyor.
Dışişleri Bakanı Yorgos Gerapetritis ise konuyu doğrudan Avrupa masasına taşıdı.