Türkiye gerçekten kuşatılıyor mu? Kuşatılıyorsa, kim tarafından ve hangi amaçla? Ülkedeki son haftalardaki kamuoyu tartışmalarına bakıldığında, artan bir endişe iklimi göze çarpıyor. Daha şüpheci sesler ise bu alarm duygusunun bilinçli bir şekilde yaratıldığını öne sürüyor: Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail koordineli hareket ediyor, savunma ve diplomatik bağlarını derinleştirirken bölgesel konumlarını güçlendiriyor ve tüm bunlar Ankara'nın aleyhine gelişiyor.
Bu anlatı, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Atina'ya yaptığı son ziyaretin ardından daha da güç kazandı. Macron'un Yunan egemenliğine yönelik bir tehdit durumunda askeri destek sözü vermesi, Türkiye'de geniş çapta üstü kapalı bir uyarı olarak yorumlandı. Türk basınının büyük bir kısmı bu durumu 'Türkiye'ye karşı Yunan-Fransız ittifakı'nın kanıtı olarak sundu ve Türkiye karşıtı genişleyen bir eksen algısını pekiştirdi.
Köklü Korkular ve Güncel Gerçekler
Kuşatılma fikri Türkiye için yeni değil. Bu algı genellikle Sevr Sendromu olarak adlandırılan ve Türk tarihinin en aşağılayıcı anlarından biri olarak görülen Sevr Antlaşması'na dayanıyor. Yunanistan ve Fransa'nın da aralarında bulunduğu Müttefik güçlerle imzalanan bu antlaşma, Türk devletini parçalama girişimi olarak hatırlanıyor.
Ancak bugünkü bağlam, özellikle Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ardından hızla değişen jeopolitik dengelerle şekilleniyor. Bu arka plana karşı Atina, Ege ve Doğu Akdeniz'deki konumunu sağlamlaştırmayı amaçlayan bir dizi girişim başlattı. Yunan diplomasisi için Orta Doğu'daki geniş çaplı istikrarsızlık da ulusal güvenliği pekiştirmek için bir fırsat olarak değerlendiriliyor.