Icerige atla
Politika ⭐ 85/100

Yunanistan’ın Aşil Topuğu: İsrail ile Dev Savunma Anlaşması

Yunanistan’ın Aşil Topuğu: İsrail ile Dev Savunma Anlaşması
Malta Mavi Lagün'de İngilizce

Ağustos ayının son gününde aynı anda iki farklı masada kritik anlaşmalar imzalandı. İstanbul'da, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın 7 Ağustos'ta imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması çerçevesinde ilk üst düzey toplantı gerçekleştirildi. Aynı gün Tel Aviv'de ise İsrail Savunma Bakanlığı Müsteşarı Amir Baram ile Yunan mevkidaşı Tümgeneral Ioannis Bouras, "Aşil Kalkanı" sözleşmesini imzaladı.

Atina bu anlaşmanın bedelini 3,035 milyar euro (3,51 milyar dolar) olarak belirledi. Bu, Almanya'yı bile geride bırakarak İsrail tarihinin en büyük savunma ihracat anlaşması olma özelliğini taşıyor ve Atina’nın 2036 yılına kadar sürecek 28 milyar euroluk askeri modernizasyon programının en önemli ayağını oluşturuyor. Ancak paketteki en kritik kalem, Rafael tarafından inşa edilecek ulusal komuta ve kontrol sistemi. Davud Sapanı, Spyder, Barak MX ve Elta radarlarından oluşan ağ; ağır balistik füzeler, uçaklar ve insansız hava araçlarına karşı savunma sağlayarak Yunanistan'ın tüm hava sahasını 35 ay içinde İsrail tasarımı tek bir mimariye entegre edecek. Ayrıca stratejik bölgelerin korunması için 26 milyon euroluk ayrı bir Drone Dome sistemi anlaşması da imzalandı.

Başka bir deyişle Yunanistan, İsrail'den sadece silah satın almıyor; aynı zamanda hava egemenliğinin sinir sistemini de dışarıya devrediyor. Atina, yüzde 25'lik bir yerli üretim payı ve kaynak kodlarına erişim hükümleri koparmış olabilir, ancak bu durum temel gerçeği değiştirmiyor.

Üstelik bu ani bir karar da değil. 2021 yılında Elbit, Kalamata'daki uluslararası uçuş eğitim merkezinin kontrolünü yaklaşık yirmi yıllığına devraldı. Aralık 2025'te Yunanistan Parlamentosu 36 PULS roketatarın satın alınmasını onayladı ve Nisan 2026'da 750 milyon dolarlık bir sözleşme imzalandı.

Aşil Kalkanı'nı bu sürecin zirvesi olarak nitelendirmek abartı olmaz. Bu sadece benim değerlendirmem de değil. Yunan basınının bazı kesimleri anlaşmayı "ulusal bir tuzak" olarak tanımlıyor. Militaire dergisi "özgürlüğümüz artık İsrail'e bağlı" uyarısında bulundu. Syriza partisi, hükümetten anlaşmanın Yunanistan'ın stratejik özerkliğini gerçekten koruyup korumadığını açıklamasını istedi. Eski Maliye Bakanı Yanis Varoufakis ise durumu tek bir kelimeyle özetledi: "Utanç verici."

Hükümetin verdiği yanıt ise anlaşmanın arkasındaki siyasi mantığı gözler önüne seriyor. Sağlık Bakanı Adonis Georgiadis, Parlamento'da İsrail ile ittifakın "Yunan devletinin özgürlüğünü" garanti ettiğini söyledi. Yunan limanlarında düzenlenen Filistin yanlısı protestoları "soytarılık" olarak nitelendiren Georgiadis, Türkiye'yi açıkça bir tehdit olarak tanımladı. İşte Türk-Yunan boyutunun yakından incelenmesi gereken nokta tam olarak burası.

Türkiye ve Yunanistan'ın elbette ciddi anlaşmazlıkları var. Ege, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs adası hala tartışmalı konular olmaya devam ediyor. Ancak anlaşmazlık, kalıcı bir düşmanlıkla aynı şey değildir ve çözülmemiş ihtilafların varlığı, Türkiye'yi otomatik olarak Yunanistan için varoluşsal bir tehdit haline getirmez.

Asıl önemli soru şu: Atina, Türkiye algısını kalıcı bir tehdit olarak tüm güvenlik politikasının temel ilkesi haline gelmesine izin mi verdi? Bu ayrım çok önemli. Her savunma ortaklığını, her zaman hazır bulunan bir düşmana karşı gerekli bir yanıt olarak gören bir ülke, zamanla tehdit algısı ve askeri bağımlılık döngüsüne kilitlenmiş bulabilir kendini. Her yeni silah alımı orijinal anlatıyı güçlendirir; orijinal anlatı da bir sonraki alımı meşrulaştırır. Aşil Kalkanı'nın derin anlamı işte budur.

Türkiye, Yunanistan'ı giderek daha fazla İsrail'e bağlayacak olan bu sistemin teknolojik mimarisi için bir gerekçe olarak sunuluyor. Bu ortaklık Yunanistan'ın askeri kapasitesini artırabilir, ancak İsrail'in Yunanistan'ın savaşlarına katılmasını zorunlu kılan karşılıklı bir savunma taahhüdü yok. Askeri işbirliği ile stratejik garantiler aynı şey değildir.

Aynı dönemde Türkiye çok farklı bir strateji izledi. Son yirmi yılda, dış tedarikçilere olan bağımlılığı azaltmak için yerli savunma sanayisini geliştirmeye büyük yatırımlar yaptı.

Yunanistan ise başka bir model seçti: Dış güçlerle giderek derinleşen teknolojik ve stratejik ortaklıklar yoluyla caydırıcılık kapasitesini güçlendirmek. Her iki yaklaşımın da maliyetleri var. Ancak bu karşılaştırma, Atina için kaçınılmaz bir soruyu gündeme getiriyor: Daha gelişmiş sistemler satın almak, mutlaka daha büyük bir stratejik özerklik anlamına mı geliyor?

Haritayı Kıbrıs Rum kesimine doğru genişlettiğimizde tablo daha da netleşiyor. Kıbrıs Rum yönetimi zaten Barak MX sistemini teslim almıştı ve şimdi aynı platform Yunanistan'ın yeni kalkanının çekirdeğini oluştururken, Rum tarafı dört adet Yunan yapımı Kentavros insansız hava aracı karşıtı sistem satın almayı da onayladı. Kıbrıs Rum Kesimi Savunma Bakanı Vasilis Palmas, Lefkoşa'da düzenlediği törende Aşil Kalkanı'nın Kıbrıs'ı da koruyacağını iddia ederek, "Üç ülke de Türkiye'den gelen ortak bir tehditle karşı karşıya" dedi. Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’taki askeri varlığını "işgal" olarak nitelendiren ve Ankara’yı hava sahası ile deniz yetki alanlarını ihlal etmekle suçlayan Palmas, bu söylemiyle Atina'nın Türkiye'yi tehdit olarak konumlandırma çabasına bölgesel bir boyut ekledi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise anlaşmayı, İsrail’in Doğu Akdeniz’deki Yunanistan ve Kıbrıs ittifakının doğrudan bir devamı olarak nitelendirdi. Öte yandan, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler de Suriye'deki rekabetçi hedefler nedeniyle giderek gerilemiş durumda.

Dolayısıyla daha geniş tabloyu görmezden gelmek zor. Doğu Akdeniz güvenlik mimarisinde dış aktörler giderek daha belirleyici bir rol üstlenirken, Türkiye ve Yunanistan arasındaki temel ilişki büyük ölçüde askeri şüphe üzerinden tanımlanmaya devam ediyor. Ancak bağımlılık mutlaka caydırıcılık üretmez; bazen kısıtlamalar doğurur.

İsrail'in Yunanistan'ın savaşlarına katılacağına dair hiçbir garanti yok. Burada, Mekke Anlaşması'nda yer alana benzer bir karşılıklı savunma maddesi bulunmuyor. Yunanistan'ın kazandığı şey önemli bir askeri kapasite; ancak kademeli olarak teslim edebileceği şey, bu kapasiteyi tamamen kendi stratejik şartlarına göre kullanma yeteneği.

Belki de gerçek Aşil topuğu tam olarak budur. Sorun Yunanistan'ın satın aldığı silahlarda değil, güvenlik arayışının kademeli olarak bağımsız hareket alanını daraltma ihtimalinde yatıyor.

Atina'nın savunmasını güçlendirmek ve uluslararası ortaklıklar kurmak elbette en doğal hakkı. Ancak Türkiye ve Yunanistan'ın da bir seçeneği var: Her anlaşmazlığı kaçınılmaz bir çatışmanın kanıtı olarak görmek ya da rekabetin ilişkilerini kalıcı olarak tanımlamasına gerek olmadığını kabul etmek. Bölgesel bir güvenlik ikileminin temelinde yatan siyasi sorunları, ithal edilen hiçbir savunma sistemi çözemez.

Ege'nin iki yakası arasındaki mesafe, Atina ile Tel Aviv arasındaki mesafeden çok daha kısa. Hem Türkiye hem de Yunanistan için kalıcı bir güvenlik düzeni, nihayetinde birbirleriyle olan ilişkilerini nasıl yönettiklerine bağlı olacak.

Deniz, kum, güneş ve İngilizce — Malta'da bir dil tatili! Programı gör →
Paylaş: