MIAMI – Homeros’un destanında Odysseus'u ölümsüz bilgelik vaadiyle kendine çeken Sirenler, hikayenin en kilit unsurlarından biri olmasına rağmen, Yunan şair bu gizemli varlıkları neredeyse hiç betimlemedi. Bu zamansız öğretici mitin merkezindeki şekilsiz ve bedensiz dişi varlıkların daha iyi anlaşılması, hikayeye ne gibi yeni katkılar sunabilir?
Miami Üniversitesi Sanat ve Bilimler Fakültesi Klasik Çalışmalar Bölümü'nde kıdemli öğretim görevlisi olan Han Tran, klasik metni analiz etti ve "mavi ve yeşil beşeri bilimler" perspektifini kullanarak Sirenlerin hikayedeki rolünü ve Antik Greko-Romen toplumuyla olan ilişkisine dair anlayışımızı derinleştirdi.
Tran, "Metnin aslında ne dediğini görmek için kaynağa geri dönen bir dedektif gibiyim. Kendi başınıza Yunanca veya Latince öğrenmek istemenizin nedeni de tam olarak bu: Orijinal dilde ne yazdığını bilmek" dedi. Sirenlerin yanı sıra diğer antik deniz yaratıkları hakkında da yazıları bulunan Tran, "Destanın kendisini okuduğunuzda, insanların, geleneklerin ve yüzyıllar boyunca onları nasıl tasvir ettiğinin bundan çok az alakası olduğunu görüyorsunuz" diye ekledi.
Tran için işe başlarken Homeros, Sirenlerin dış görünüşüne dair hiçbir açıklama sunmuyor.
"Neşe benzediklerine dair hiçbir fikrimiz yok. Bir bedenleri olup olmadığını bile bilmiyoruz ve elbette şarkılarını da duymuyoruz" diyen Tran, "Bir bedenlerinin olmaması ve şarkılarını duymamamız birbiriyle bağlantılı; gözlerimizin önünde sallandırılan bir gizem var ama asla o şeyin kendisine ulaşamıyoruz" sözleriyle bu duruma dikkat çekti.
Tran'ın belirttiğine göre Homeros bize yalnızca Sirenlerin bir adada, bir kayalıkta yaşadıklarını ve etrafı ölü adam kemikleri yığınlarıyla çevrili yeşil bir alanda, bir çayırlıkta oturduklarını anlatırken, bu zıt imgelerin altını çiziyor.
"Yunan mitlerinde kadınlar, genç kızlar; ister Persephone'dan ister Medusa'dan bahsediyor olun, genellikle çiçek açan tarlalarda tecavüze uğrar. Ancak burada durum tam tersi; Sirenler etrafı kemiklerle, hem de sadece erkek kemikleriyle çevrili bir tarlanın ortasında oturuyor" diyen Tran, "Etin hala çürüdüğüne dair yapılan açıklama, yakın zamanda ölmüş olduklarına işaret ediyor ve tehlikenin her an mevcut olduğunu hissettiriyor" şeklinde konuştu.
Tran'a göre bu tersine çevirme hali, bu Yunan erkekleri için tam bir kabus senaryosu.
"Burada kontrolü elinde tutan kadınlar var ve Yunan mitlerinde kadınlar kendi başlarına, aile yapısının bir parçası olmadıklarında hikaye her zaman aynıdır: Bir tehdit haline gelirler" diyen Tran, "Homeros bunu açıkça yazmıyor ama aslında söylemek istediği bu. Yunan mitlerinde evlenmemeyi seçen hem erkek hem de kız çocuklarının başına korkunç şeyler geldiğine dair hikayelerimiz var" ifadelerini kullandı.
Tran'a göre bu kadınların ve Sirenlerin; Skilla, Haribdis, Gorgonlar, Medusa ve diğer dişi yaratıklar gibi toplumsal modele uymamaları, antik toplumda sosyal kalıplara uymayan kadınlara yönelik korkuyu somutlaştırıyor.
"Evli değillerse ne yaparlar? Bir ailenin parçası değiller, anne değiller, başka ne olabilirler? Anne veya eş olmanın dışında bir alternatif olmadığı için tehlikeli olmalılar" diyerek soran Tran, bu durumu retorik bir soruyla özetledi.
Sirenlerin fiziksel olarak betimlenmemesine rağmen, Homeros'un hilekar cadısı ve hikayenin merkezindeki figürlerden biri olan Kirke, onların sosyal dünya üzerindeki etkisini ayrıntılarıyla anlatıyor: Sirenleri dinleyen erkekler, asla evlerine, eşlerinin ve çocuklarının yanına dönemeyecek.
"Ve bu her zaman 'o' (erkek) için geçerli; Sirenler sadece erkekleri etkiliyor" diyerek vurgulayan Tran, "Onları dinleyen erkekler, hanenin reisi, koca ve baba olarak toplumdaki uygun yerlerine dönemeyecekler. Homeros bunu açıkça söylemiyor; bunu sizin çıkarmanız gerekiyor" dedi.
"Yeşil" veya çevresel beşeri bilimler, insan kültürünün, anlatılarının ve değerlerinin doğal dünyayla olan ilişkimizi nasıl şekillendirdiğini inceleyen disiplinler arası bir alan. "Mavi" beşeri bilimler ise suyu, insan tarihini ve kimliğini şekillendiren dinamik, maddi ve kültürel bir güç olarak merkeze alıyor.
Tran, analizinde her iki perspektifi de öne çıkardı.
"Öncelikle, bir kayanın içinde yaşayan bir deniz canavarı olan Skilla; bir girdap olan Haribdis ve Sirenler; Odysseus'un karşılaştığı tehlikeler arasında hepsi denizde yaşıyor. Onlardan sessiz karakterler ve fiziksel bir olgu olarak bahsedebiliriz" dedi Tran.
Hikayede Odysseus, Kirke tarafından Skilla veya Haribdis'e çok yaklaşmaması konusunda uyarılmıştır; bu nedenle Türkçedeki 'iki arada bir derede kalmak' deyimi tam da bu durumu karşılar. Skilla'nın her biri bir denizciyi yakalayan altı uzun boyunlu tentakülü olduğu için altı adamını kaybetmeyi göze almak zorundadır.
Odysseus adamlarına bunu söylemez; altı adamını kaybeder ve kurtulmuş gibi görünür. Ancak sonunda tekrar boğaza geri getirilir ve bu kez girdabın ortasında küçük bir kaya ve üzerinde büyüyen bir incir ağacı vardır; hayatını kurtarmak için girdaba düşüp incir ağacına tutunmayı seçer diye açıkladı Tran.
"Homeros'un tabiriyle 'yarasa gibi asılı kalır' ve doğanın gücünü görürsünüz. Kaçmaya bile çalışmıyor. Girdaba dalarak dolaylı olarak doğanın daha güçlü olduğunu kabul ediyor" diyen Tran, "Ama aynı zamanda doğa tarafından kurtarılır. Maviyi ve yeşili; ağacı ve okyanusu dikkate almazsanız çok şeyi kaçırırsınız" diye ekledi.
Sirenlerin kendisi de dişi enerjiyle harmanlanmış başka bir doğal tehlike oluşturuyor.
"Adaya varmadan önce Homeros rüzgarda bir tür sessizlik olduğunu, sanki rüzgarın durduğunu anlatır; neredeyse doğa onu durdurmak için komplo kuruyordur. Sirenlerin ona söyleyip durduğu, sorduğu tek şey bu: Teknenizi durdurun ve şarkımızı dinleyin" dedi Tran.
Çoğu insan için "Odysseia" direnç ve hayatta kalma hikayesidir. Ancak dikkatli bir okuma, daha derin bir anlamı ortaya çıkarmakla kalmaz, aynı zamanda ilkel sorulara ve daha da fazla gizeme de kapı aralar diye önerdi.
"Odysseus (direğe bağlıyken) neden Sirenleri dinlemeyi seçti? Şarkının tamamını dinleyemedi bile; ancak onları durmasını istediklerini bilecek kadar duydu. Ama gemiyi durdurmanın sorunu ne? En büyük soru bu ve neden hiçbir zaman söylenmiyor" dedi Tran.
Yunan perspektifinden bakıldığında, Sirenlerin oluşturduğu en büyük tehdit, onları dinleyen kişinin eşine ve çocuklarına dönememesidir.
"Tehlikenin kendisi sadece bu. Ailene geri dönmeyecek olman; asıl sorun bu" diye vurguladı Tran.
"Onlar durdukları şeyin kendisini sorgulamıyorlar. Oysa ben o şeyin kendisini düşünüyorum" diyerek ekledi. "Sirenler bana ne öğretmek zorunda? Sirenlerin sorusuna yaklaşmanın farklı bir yolu bu: Denizcilere yönelik oluşturdukları tehdidin ötesinde onlar nedir? Denizcilerin eve, sosyal benliklerine dönme yeteneklerini tehdit etmelerinden bağımsız bir Siren ontolojisi var mı? Homeros'un Sirenleri betimlememesi, bu sorunun cevabının 'hayır' olduğu anlamına gelebilir."
Kaynak: Miami Üniversitesi