Santorini’nin mavi kubbeli kiliseleri, dünya genelinde kartpostallarda, seyahat dergilerinde ve fotoğraflarda yer alarak Yunanistan’ın en tanınmış simgelerinden biri haline geldi. Ancak hepimizin aşina olduğu bu beyaz ve mavi manzara, uzak geçmişten bugüne hiçbir değişikliğe uğramadan gelmiş bir tablo değil.
Santorini’nin görsel kimliği, özellikle 20. yüzyıl boyunca kademeli olarak gelişti. Halk sağlığı uygulamaları, mimari, turizm ve fotoğrafçılık, adanın geleneksel yerleşimlerinin görünümünü değiştirdi. Ünlü mavi kubbelere gelince, ziyaretçilerin bugün bildiği o canlı simgeler haline ne zaman geldiklerini açıklayan tek bir belgelenmiş tarih veya karar bulunmuyor.
Santorini'ye bir zamanlar toprak tonları hakimdi
Greek Reporter için toplanan tarihi bilgilere göre, 18. ve 19. yüzyıllarda Santorini’nin geleneksel yerleşimleri çok daha homojen bir görünüme ve toprak tonlarından oluşan bir renk paletine sahipti.
Yerleşimler genellikle doğrudan sahil şeridine değil, daha yüksek rakımlı alanlara kuruluydu. Korsan tehlikesi bu yerleşim düzeninin şekillenmesinde etkili olurken, binaların toprak renkleri yerleşimlerin volkanik araziyle çok daha doğal bir şekilde bütünleşmesini sağlıyordu.
Karakteristik Kiklad mimari biçimleri ve yerleşimlerin bütünlüğü, adanın görünümünün temelini oluşturuyordu. Bugün Santorini ile özdeşleşen o parlak beyaz ve mavi kombinasyonu, henüz adanın belirleyici görsel kimliği haline gelmemişti.