Doğu Akdeniz'de jeopolitik gerilim artarken, Yunan-Amerikan lobi grubu HALC (Hellenic American Leadership Council), ABD Dışişleri Bakanlığı'nı Türkiye-Libya deniz sınırlandırma anlaşmasını açıkça kınamaya çağırıyor. Libya parlamentosunun ekim ayının sonunda 2019 mutabakatını oybirliğiyle ve ani bir kararla onaylaması, yıllardır süren iç muhalefeti fiilen tersine çevirdi ve diplomatik riskleri artırdı. Grup, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'ya gönderdiği sert bir mektupta, Washington'ın anlaşmayı katı hukuki açıdan sorgulamaktan kaçınmasının bölgesel istikrarı tehdit ettiğini ve kritik Amerikan şirket varlıklarını yapay bir belirsizliğe maruz bıraktığını savunuyor.
Grubun eleştirisinin merkezinde, ABD ile en yakın Batılı müttefikleri arasındaki belirgin diplomatik ayrışma yer alıyor. 21 Ekim'de AB, 27 üye devletin oybirliğiyle ikili mutabakatı kınayan kesin bir bildiri yayımladı. AB, anlaşmayı uluslararası deniz hukukuyla temelden bağdaşmaz buldu ve sınırlandırma anlaşmasının “hükümsüz olduğunu ve üçüncü devletler açısından hiçbir hukuki sonuç doğuramayacağını” yineledi. Mısır ve İsrail gibi bölgesel ortaklar da benzer şekilde bu adımı kınadı. Buna karşın ABD Dışişleri Bakanlığı oldukça ılımlı bir tepki verdi. Washington, anlaşmanın hukuki dayanağını geçersiz kılmak yerine, ilgili tarafları deniz uyuşmazlıklarını samimi müzakerelerle çözmeye çağırdı ve Atina ile Ankara arasında diyalog kurulmasını istedi.
HALC bu bürokratik belirsizliği kabul edilemez buluyor. Örgüte göre Washington'ın mevcut tutumu, mutabakat imzalandığı dönemdeki ilk değerlendirmesinden belirgin bir geri adım anlamına geliyor. Mutabakat imzalandığında Dışişleri Bakanlığı, bu diplomatik adımı açıkça “yardımcı olmayan ve provokatif” olarak nitelendirmişti. Mektupta diplomatik belirsizliğin tehlikelerine ilişkin sert bir uyarı yer alıyor: “Washington hukuki soruyu ele almaktan kaçınırsa, Ankara ve Trablus bu sessizliği kendi yasa dışı ve revizyonist eylemlerinin zımni kabulü olarak görecek.”
Grup ayrıca tartışmanın yalnızca geleneksel Yunanistan-Türkiye tarihsel gerginliğinin sınırlarını aştığını vurgulayarak anlatıyı yeniden çerçevelemeyi amaçlıyor. Sınır uyuşmazlığı artık doğrudan Amerikan ticari çıkarlarını tehdit ediyor. Bu yılın başlarında ABD'li enerji devi Chevron ile Yunan enerji şirketi Helleniq Energy, Girit'in güneyi ve Peloponnesos'un sularını kapsayan bir dizi açık deniz sondaj bloğu için işletme ruhsatı aldı. Chevron, South Crete 1 ve 2 gibi kritik bölgelerde yüzde 70'lik işletme payına sahip. Ayrıca ABD'li enerji şirketi ExxonMobil, 2022'den bu yana Girit'in batı ve güneybatısındaki sularda arama haklarını yönetiyor ve sismik değerlendirmeler yürütüyor.
Ancak bu büyük yatırımlar şu anda hukuki risklerin gölgesinde ilerliyor. Libya, Girit'in güneyinde yürütülen Yunan araştırma faaliyetlerine resmi olarak itiraz etti. Türkiye Milli Savunma Bakanlığı ise bu keşif faaliyetlerinin Trablus mutabakatıyla belirlenen deniz sınırlarını doğrudan ihlal ettiğini ısrarla savunuyor. HALC, Amerikan dış politikasında çelişkili bir tablo olduğuna dikkat çekiyor. Dışişleri Bakanlığı, deniz sınırlarının kesinleşmesinin “ticari yatırım ve arama önünü açtığını” doğru biçimde kabul ederken, çözülmemiş toprak iddiaları ticari açıdan felç edici bir ortam yaratıyor. Derin deniz projeleri ayrıca Washington'ın Avrupa'yı Rus doğal gazından kopararak enerji bağımlılığını azaltma stratejisiyle doğrudan bağlantılı. Mektupta isabetle belirtildiği gibi, “İki hükümet Girit'i yok sayan bir sınır çizme yetkisini kendinde gördükçe Amerikan şirketleri derin deniz aramasına sermaye koyamaz.”
Ekonomik kırılganlıkların ötesinde, mutabakat ABD'nin temel askeri altyapısını da tehdit ediyor. Girit'te, Amerikan ve NATO güçleri için Doğu Akdeniz'in en kritik lojistik merkezlerinden biri olan Souda Körfezi Deniz Destek Faaliyeti (NSA Souda Bay) bulunuyor. HALC'ın mektubu, adanın çevresindeki suları tartışmalı hale getirmeye yönelik agresif girişimlerin acil operasyonel ortamı ciddi biçimde istikrarsızlaştırabileceği ve savunma varlıklarını ile personeli riske atabileceği uyarısında bulunuyor.
Bu stratejik sapmayı düzeltmek için HALC dört maddelik bir diplomatik yön değişikliği öneriyor. Gruba göre Dışişleri Bakanlığı, mutabakatın Yunanistan gibi üçüncü ülkeler açısından hiçbir hukuki ağırlığı olmadığını resmen ilan etmeli ve aynı zamanda Yunanistan'ın adalarına bağlı deniz bölgeleri üzerindeki egemenliğini yeniden teyit etmeli. Örgüt ayrıca Avrupalı ve bölgesel müttefiklerle birlikte hareket edilmesini, Trablus ve Ankara'ya Amerikan enerji firmalarının yasal açık deniz faaliyetlerini bozmamaları konusunda açıkça uyarı yapılmasını talep ediyor.
Sonuç olarak mektup, revizyonist haritacılık karşısında pasif diplomasinin ağır bir bedeli olduğunu güçlü biçimde hatırlatıyor. Örgüt bu konuda şöyle konuşuyor: “Türkiye ve Libya'nın bir NATO müttefikinin, ABD'nin güvenlik çıkarlarının ve Yunan sularında yasal olarak çalışan Amerikan şirketlerinin pahasına sahada fiili durum yaratmalarına izin verilmemeli.” Rubio'ya yönelik talep ise net: “ABD'nin tutumu en azından Avrupa'nınki kadar açık olmalı.”