Yunanistan, gemi inşa sektörünü canlandırmak için gereken yatırımı ve teknolojik iş birliklerini sağlamış durumda. Ancak asıl sınav, bu büyük planlar için gerekli kalifiye iş gücünü oluşturup oluşturamayacağı. Spiridon Tsiolis'in analizine göre, ülkenin önündeki en büyük engel artık para değil, insan kaynağı.
Son iki anlaşma bu iddialı hedefleri gözler önüne seriyor. 29 Mayıs'ta ONEX Shipyards & Technologies Group ile Güney Koreli Hanwha Ocean, Trident Projesi için bir mutabakat zaptı imzaladı. 1,35 milyar euroluk bu girişim, Elefsina'yı bölgesel bir gemi inşa ve savunma merkezi haline getirmeyi amaçlıyor. İmza töreni Atina'daki ABD Büyükelçiliği'nde yapıldı ve Yunanistan, ABD ile Güney Kore'nin desteğine işaret etti. Dört gün sonra Posidonia fuarında ise Skaramangas Tersaneleri, HD Hyundai Heavy Industries ile bir mutabakat zaptı imzalayarak Avrupa savunma pazarına yönelik deniz ve sahil güvenlik gemilerinin ortak yapımı için anlaştı.
Dünyanın en büyük iki gemi inşa şirketi, yaklaşık yirmi yıldır neredeyse atıl durumda olan tersanelere yatırım yapmayı taahhüt etti. Ölçek oldukça büyük. Trident Projesi üç aşamadan oluşuyor: 150 milyon avro gemi onarımı ve kuru havuz tesislerinin genişletilmesine, 200 milyon avro liman ve lojistik altyapısına, son 1 milyar avroluk aşama ise denizaltılar da dahil olmak üzere ileri düzey savunma programlarını üstlenecek otomatik üretim hatlarına ayrıldı. Organizatörler, projenin 10 bine kadar doğrudan ve dolaylı istihdam yaratmasını ve Yunanistan GSYİH'sına yılda yaklaşık yüzde 0,8 oranında katkı sağlamasını bekliyor. Yurt içi katma değer hedefi ise yüzde 70.
İşte bu son rakam, asıl zorluğu ortaya koyuyor. Yüzde 70 yurt içi katma değer hedefi finansmanla ilgili değil, insanla ilgili. Sermaye hızla harekete geçirilebilir, ancak eğitimli bir kaynakçı, kalifiye bir kaplama müfettişi ya da denizaltı sınıfı gereksinimlerine hakim bir gemi mimarı, bir mutabakat zaptı imzalandı diye ortaya çıkmaz. Yunanistan, endüstriyel tabanından bir nesildir görülmemiş bir hızda ve teknik seviyede üretime geçmesini istiyor. Üstelik bunu, küresel gemi inşa sektörünün zaten kalifiye iş gücü sıkıntısı çektiği bir dönemde yapıyor.
İş gücü açığı üç ayrı soruna ayrılıyor. Birincisi, kaynakçı, imalatçı, boru tesisatçısı, kumlama ve kaplama uygulayıcısı gibi vasıflı işçi eksikliği. Bu roller yıllarca eğitim gerektiriyor ve Trident Projesi'nin üçüncü aşaması ne kadar ileri olursa olsun otomasyonla ikame edilemiyor. İkincisi kalite güvencesi. Bir tersane hızla büyüdüğünde, darboğaz genellikle maliyetli hataları garanti taleplerine ya da başarısız deniz denemelerine dönüşmeden yakalayan denetim katmanında ortaya çıkıyor. Gerçek gövde deneyimine sahip kaplama müfettişleri ve surveyörler, talep arttıkça daha da nadir hale geliyor. Üçüncü açık daha az konuşuluyor ama en az onlar kadar kritik: tedarik zinciri, planlama ve proje yönetimi gibi milyar euroluk bir programı rayında tutacak idari işlevler. Bu roller onlarca yıllık tersane deneyimi gerektirmediği için sektörün geleneksel olarak istihdam etmediği kişiler için en uygun giriş noktası olarak görülüyor.
Bu zorluk yalnızca Yunanistan'a özgü değil. Mevcut küresel yeni gemi inşa dalgasını takip eden her tersane aynı iş gücü kısıtıyla karşı karşıya. Bu durum, Elefsina ya da Skaramangas'tan çok daha derin yetenek havuzlarına sahip tesislerde bile üretimi yavaşlatıyor. Yunanistan'ı farklı kılan şey ise zamanlama. Ülke, neredeyse sıfırdan bir gemi inşa iş gücü oluşturmaya çalışırken, bu tür işçilere olan talep küresel çapta ve son derece rekabetçi. Trident Projesi ve Skaramangas ortaklığının arkasında ciddi bir eğitim ve işe alım mekanizması oluşturulmadan geçen her ay, yurt içi katma değer hedefini biraz daha ulaşılmaz kılıyor.
Finansman ve teknoloji transferi manşetleri süslüyor. Ancak bu anlaşmaların hayalini kurduğu gemi inşa merkezi olup olmayacağını, sermayenin onunla inşa edecek insanlardan daha hızlı geldiği bir başka uyarı hikayesine dönüşüp dönüşmeyeceğini belirleyecek olan şey, iş gücünün inşası.