ABD Başkanı Donald Trump, göçmenleri siyasi anlatısının deus ex machinası ve enflasyonu düşürme, hayat pahalılığını hafifletme gibi temel vaatlerinden birini yerine getirememesinin uygun bir açıklaması olarak kullanmaya devam ederken, ne yazık ki Yüksek Mahkeme'de de bir müttefik buldu. Trump, oraya yargıçların çoğunluğunu atamıştı.
Dünkü kararlar, Başkan'ın göçmenlik konularındaki yetkisini daha da güçlendirdi.
Ülkenin iki önde gelen gazetesinin manşetleri hikâyeyi anlatıyor. New York Times, "Yüksek Mahkeme Trump'ın Göçmenler Üzerindeki Yetkisini Genişletti" derken, Wall Street Journal "Yüksek Mahkeme Birçok Göçmen İçin İnsani Koruma Önlemlerini Kaldırdı" yazdı.
Zamanlama son derece ironik.
Dünya Kupası'nda mücadele eden ABD millî futbol takımındaki oyuncuların yaklaşık dörtte biri –ki bu takım, birçok kişiyi şaşırtarak ve sevindirerek şu ana kadar oldukça başarılı bir performans sergiledi– Amerika Birleşik Devletleri dışında doğmuştu.
Ne büyük bir ironi.
Birileri çıkıp göçmenlerin ve göçmen çocuklarının beyinleriyle değil de... ayaklarıyla düşündüklerini iddia ediyorsa, bir kez daha düşünmeleri gerekir.
Dünyanın en etkili şirketlerinden bazılarının –Google, Tesla ve Nvidia gibi, dünyayı dönüştüren şirketler– kurucuları veya liderleri göçmendir.
Şimdi, bir kişi göçmenler arasında suçlu aramaya kalkarsa, elbette bulacaktır.
Göçmenler arasında tecavüzcü ararsa, bulacaktır.
Göçmenler arasında uyuşturucu kaçakçısı ararsa, bulacaktır.
Bunu kim inkâr etti ki?
Ancak soru, göçmenler arasındaki suçluların oranının yerli doğumlu nüfustan daha yüksek olup olmadığıysa, cevap kesin bir hayırdır. Oran oldukça düşüktür.
Sık sık söylenir: Amerika bir göçmenler ülkesidir.
Eğer bu doğruysa, o zaman bu amansız –ve zaman zaman insanlık dışı– göçmen takıntısının ardındaki mantık nedir?
Ve ülke, yaratılan derin hoşgörüsüz iklim nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri'ne gelmek yerine hayatlarını başka yerde kurmayı seçebilecek dünyanın en parlak ve en yetenekli insanlarının katkılarından nihayetinde kendini mahrum etmeyecek mi?