Antik Yunan tasarımı, çağdaş iç mekanlardan hiç kopmadı. Bu yaz, Christopher Nolan'ın merakla beklenen "Odysseia" (The Odyssey) filmi, bu kadim estetiği yepyeni bir kitleyle buluşturdu. Homeros'un destanını yönetmenin kariyerindeki en büyük açılışlardan birine dönüştüren film, tasarımcıların da ilham kaynağı oldu. Klismos sandalyelerden göz alıcı mermerlere kadar, iç mimarlar mekanlarına cesaret ve ruh katmak için rotayı Yunanistan'a çevirdi.
Tıpkı o ünlü destan gibi, Yunanistan'ın mermer kullanımı da binlerce yıldır heykelden mimariye kadar pek çok alanda ilham veriyor. Hem Odysseus hem de mermer, kendi yolculuklarında derin dönüşümler geçiriyor. Atina doğumlu mermer uzmanı Spiros Soulis, bu malzemenin ulaştığı her yere kültürel bir anlam taşıdığını vurguluyor.
Soulis, mermerin hikayesini şu sözlerle anlatıyor: “Dağdan ayrıldığı andan itibaren, çoğu zaman aynı denizleri aşarak gittiği yolculukta; çıkarılması, seçilmesi, kesilmesi, şekillendirilmesi ve insan elleri onu baştan yaratıyor. Ham bir blok, belirli bir mekana özel üretilmiş mimari bir unsura dönüşüyor. Varış noktasına ulaştığında şekli değişmiş oluyor ama özü aynı kalıyor. Hala kendi dağını, kökenini, tarihini ve onu şekillendiren her bir insanın izini taşıyor.”
Habere konu olan dört farklı tasarımcı, oldukça farklı ölçeklerde projeler üretse de hiçbiri Yunan etkisini bir odaya giydirilen basit bir kostüm olarak görmedi. İşin hakkı verildiğinde, ortaya çıkan sonuçlar bir film setinden ziyade, Nolan'ın bu yaz beyaz perdeye yansıttığı o büyüleyici kıyı manzaralarını andırıyor.