Avrupa Birliği'nin Rusya'ya yönelik 21. yaptırım paketi, Yunanistan'ın LNG taşımacılığı yasağına süresiz muafiyet talebiyle vetosu nedeniyle haftalardır tıkanmış durumdayken, Perşembe günü varılan uzlaşma ile paket kabul edildi. Yunanistan, Rus LNG'sinin üçüncü ülkelere taşınmasını yasaklayan hükme süresiz değil, sınırlı bir muafiyet kazandırdı. Uzlaşmaya göre, Avrupalı şirketler 24 Şubat 2022 tarihinden önce imzalanmış sözleşmeler kapsamında Rus LNG'sini üçüncü ülkelere taşımaya devam edebilecek. Bu düzenleme mevcut faaliyetleri korurken, yeni taşımacılık sözleşmelerine izin vermiyor. Taşımacılık fiilen mevcut seviyelerde dondurulurken, AB Konseyi muafiyeti yıllık olarak gözden geçirebilecek.
Atina, daha önceki paket versiyonlarında önerilen daha geniş kapsamlı yasağa karşı çıkmış, tam bir yasağın Moskova'nın enerji gelirlerini önemli ölçüde azaltmayacağını, aksine pazar payını Avrupalı olmayan rakiplere kaptıracağını ve AB'nin Rus LNG sevkiyatları üzerindeki denetimini azaltacağını savunmuştu. Yunanistan'ın vetosunun arkasında, Yunan armatör George Prokopiou'ya ait Dynagas şirketi duruyor. Rusya'nın Yamal Yarımadası'ndaki LNG tesisine hizmet veren Arc7 sınıfı buz kıran tankerler de dahil olmak üzere 27 gemilik bir filoya sahip olan şirket, planlanan yasaktan doğrudan etkilenecekti. Atina'nın AB temsilcisi, yasağın yürürlüğe girmesi halinde Dynagas'ın işini sürdüremeyeceğini ve filosunun büyük bölümünü satmak zorunda kalacağını vurgulamıştı.
Prokopiou'nun tanker şirketi Dynacom'un son üç yılda Rus petrol taşımacılığından 915 milyon doların üzerinde gelir elde etmiş olması, anlaşmazlığın ticari boyutunu daha da keskinleştiriyor. Yunan armatörlerin Rus petrol taşımacılığındaki rolü daha da büyük: Financial Times analizine göre, Yunan şirketleri son üç yılda Rus petrol taşımacılığından 3,8 milyar doların üzerinde gelir elde etti. Haziran 2023'ten bu yana Rus petrol sevkiyatlarından en çok kazanan 20 şirketten sekizi Yunan, Yunan operatörler Mayıs ayında Rus ham petrol ihracatının yaklaşık yüzde 15'ini gerçekleştirdi.
Yunanistan'ın itirazı, sıradan bir düzenleme anlaşmazlığına indirgenemeyecek kadar hassas bir konuyu yeniden gündeme getirmişti. Yeniden açılmak istenen şey, geçen Ekim ayında oybirliğiyle kabul edilmiş ve halen yürürlükte olan bir karardı. Diğer üye ülkelerin rahatsızlığının kaynağı da tam olarak buydu: Kapanmış bir dosyayı yeniden açmak, benzer talepleri davet edecek tehlikeli bir emsal oluşturma riski taşıyordu. Nitekim bir AB diplomatının Financial Times'a yaptığı değerlendirmede, Yunanistan'ın tutumu 'utanmazca' olarak nitelendirilmişti. Avrupa Komisyonu'nun pozisyonu değişmedi: LNG yasağı yürürlüktedir ve yürürlükte kalmaya devam edecektir.
AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, paketin oybirliğiyle kabul edilememesinden üzüntü duyduğunu belirterek üye ülkelerin itirazları için farklı gerekçeleri olduğunu kabul etmiş ve bir 'B Planı' olasılığını gündeme getirmişti. Brüksel'in Atina'yı geri adım atmaya zorlama kararlılığının da bir bedeli vardı; petrol fiyat tavanının gözden geçirilmesi de dahil olmak üzere paketin diğer unsurları kilitlenme nedeniyle askıda kalmıştı. Nihayetinde varılan uzlaşma ile Rus petrolüne uygulanan varil başına 44,1 dolarlık fiyat tavanı 12 ay süreyle donduruldu. Yeni paket ayrıca finans, enerji, kripto para ve ticaret sektörlerini hedef alan yaptırımları genişletiyor.
Görüşmelerin seyri, sorunun yalnızca Yunanistan'a özgü olmadığını gösterdi. Üye ülkeler üç gün üst üste anlaşmaya varamayınca müzakereler ertelenmiş ve Avusturya da kendi engelini koymuştu: Raiffeisen Bank'ın Rusya iştirakiyle bağlantılı ihtiyati tedbirlerden kaynaklanan 2,44 milyar euroluk (2,78 milyar dolar) zararının tazmin edilmesi şartıyla onay vereceğini bildirmişti. Bölünmeler süreci daha da karmaşık hale getirirken, görüşmelerin yaz tatili sonrasına ertelenebileceği belirtiliyordu. Ancak Perşembe günü varılan uzlaşma ile her iki engel de aşıldı.
Bu paralellik Yunanistan'ın pozisyonunu yumuşatmıyor. Tam tersine, oybirliği kuralının tek bir devletin dar ticari çıkarına nasıl rehin alınabileceğini bir kez daha kanıtlıyor ve bu kırılganlığı en açık şekilde sömüren tarafın Atina olduğunu gösteriyor. Yunanistan'ın öne sürdüğü gerekçe, ticari bir çıkarı ilke gibi gösterme girişiminden ibaret. Denizcilik sektörünün Yunan ekonomisindeki kilit rolü ve anayasal güvence altındaki özel vergi koşulları, büyük armatörlerin Brüksel'deki aktif lobiciliğini açıklıyor.
Arktik koşullara göre inşa edilmiş Dynagas filosu kolayca başka pazarlara yönlendirilemez; yasak yürürlüğe girdiğinde şirket gemilerini AB yaptırımlarına tabi olmayan alıcılara satmak zorunda kalacaktı. Atina bu senaryoyu ekonomik gerçeklik olarak sunuyor ancak bu argüman, bir milyarderin filosunu korumanın blokun Rusya'ya karşı ortak duruşunu nasıl ikinci plana attığı gerçeğini gizleyemiyor. Diğer üye ülkeler Rusya'ya bağlı kendi kayıplarını üstlenmiş durumda ve Yunanistan'ın muafiyet talebini haklı olarak dayanışmaya ihanet olarak okuyorlar.
Masada üç seçenek ve blokun ikilemi vardı. Birincisi, kısıtlamalar yürürlüğe girmeden önce 24 aylık bir geçiş süresi tanınması. İkincisi, LNG tedbirinin paketten tamamen çıkarılması. Üçüncüsü ise hazırlanan paketin tamamen geri çekilmesi. Ayrıca, mevcut sözleşmelerin devam etmesine izin verirken yenilerini yasaklayacak bir uzlaşma formülü de masadaydı. Nihayetinde kabul edilen formül, mevcut sözleşmeleri koruyan ancak yeni taşımacılığı yasaklayan ve yıllık gözden geçirme mekanizması içeren sınırlı muafiyet oldu.
Ortaya çıkan tablo, AB'nin dış politika mimarisindeki yapısal bir zayıflığa işaret ediyor. Oybirliği kuralı sembolik olarak blokun dış tehditlere karşı kararlılığını güçlendirebilir, ancak pratikte bu kararlılığı tek bir üye devletin ticari çıkarına rehin bırakıyor. Macaristan'ın enerji politikasındaki daha önceki direnişini hatırlatan Yunanistan'ın tutumu, blokun karar alma mekanizmasındaki yapısal bir boşluğun yeni bir tezahürü olarak okunmalı.
Türkiye'den bakıldığında, Yunanistan'ın bu davranışı Ege ve Doğu Akdeniz'deki kendi söylemiyle tam bir tezat oluşturuyor. Atina, bölgesel anlaşmazlıklar söz konusu olduğunda uluslararası hukuku ve Avrupa değerlerini ön plana çıkarırken, bir Yunan milyarderin ticari çıkarları tehlikede olduğu anda aynı ilkelerden geri adım atıyor. Bu çelişki, Yunan dış politikasının söyledikleriyle yaptıkları arasındaki mesafeyi bir kez daha gözler önüne seriyor. Nitekim Yunanistan'ın kriz anlarında ulusal çıkarı kolektif dayanışmanın önüne koyma eğilimi münferit bir olay değil; ülke daha önce de Rus petrol sevkiyatlarına yönelik daha sert önlemleri geciktirmişti. Sonuçta bu tekrarlanan model, Atina'nın Brüksel'de sık sık başvurduğu 'kurallara dayalı düzen' söyleminin, ülkenin kendi ticari çıkarlarıyla çarpıştığı anda ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.